İslâm ceza felsefesinin en temel insani düsturu, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) bizzat vazettiği "İdra'ü'l-hudûde bi'ş-şübühât" (Şüpheler sebebiyle had cezalarını düşürünüz) hadîs-i şerifidir. İslâm hukuku, suçluyu cezalandırma arzusundan ziyade, tek bir masumun bile haksız yere zarar görmemesini en büyük adalet gayesi sayar.
1. 'Affetmekte Yanılmak, Cezalandırmakta Yanılmaktan Evlâdır'
Hz. Âişe (r.anhâ) validemizden rivayet edilen bir diğer nebevî emir şöyledir:
"Müslümanlardan gücünüz yettiğince cezaları savınız. Eğer sanık için bir çıkış yolu varsa onu serbest bırakınız. Zira yöneticinin afta yanılması, cezalandırmakta yanılmasından çok daha hayırlıdır."
— Tirmizî, Hudûd 2; Hâkim, el-Müstedrek, IV, 384
2. En Ufak Bir Şüphe Cezayı İptal Eder
Fıkıhçılar şüpheyi üç kategoride ele almışlardır: İllet şüphesi, mahal şüphesi ve fiil şüphesi. Şartların oluşmasında veya şahitlerin güvenilirliğinde en ufak bir belirsizlik belirdiğinde ağır had cezası derhal iptal edilir ve mesele gerekiyorsa tazir cezasına (ıslah edici hafif tedbire) çevrilir.
Sonuç: Evrensel 'In Dubio Pro Reo' Prensibinin Temeli
Bugün modern hukuk fakültelerinde "Şüpheden sanık yararlanır" (In dubio pro reo) adıyla öğretilen evrensel ilke, 14 asır önce Nebevî hukuk mektebinde en yüksek adalet standardı olarak tesis edilmiştir.
Sosyal Medya Kartı Oluşturucu 1000x1000 PNG