Nihâvend Zaferi (Fethu’l-Fütûh)
İslam ordularının Sasani İmparatorluğu’nun son ana ordusunu kesin hezimete uğrattığı, İran fethini tamamlayan ve "Fetihlerin Fethi" adıyla anılan tarihi meydan savaşı.
Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed'in (s.a.v.) kutlu siretinden Dört Hulefâ-i Râşidîn devrine; Emevî, Abbâsî, Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı cihan devletine uzanan dönüm noktalarını keşfedin.
İslam ordularının Sasani İmparatorluğu’nun son ana ordusunu kesin hezimete uğrattığı, İran fethini tamamlayan ve "Fetihlerin Fethi" adıyla anılan tarihi meydan savaşı.
İslam donanmasının Şam ve Mısır limanlarından Akdeniz’e açılarak gerçekleştirdiği ilk deniz fethi.
İslam mimarisinin şaheserlerinden olan Emeviyye Camii’nin inşası; mozaikleri, revakları ve kubbesiyle mimarlık tarihine yön vermiştir.
17 yaşındaki genç komutan Muhammed b. Kāsım’ın İndus vadisini ve Sind bölgesini fethederek İslam’ı Güney Asya’ya taşıması.
Ceyhun nehrini aşan İslam ordularının Buhara, Semerkant ve Fergana vadisini fethederek Türkistan kapılarını açması.
Dicle nehri kıyısında mimari ve şehircilik harikası olarak inşa edilen Bağdat, kısa sürede dünyanın ilim, ticaret ve kültür başkentine dönüşmüştür.
Endülüs Emevî Devleti’nin kurucusu I. Abdurrahman tarafından 856 sütunlu, kırmızı-beyaz çift kemerli mimarlık harikası Kurtuba Camii’nin yapılması.
Kuzey Afrika Murâbıtlar hükümdarı Yûsuf b. Tâşfîn’in Endülüs’e geçerek Kastilya Kralı VI. Alfonso’nun ordusunu imha ettiği tarihi zafer.
Selçuklu Türklerinin Gazneli ordusunu üç gün süren çetin muharebede mağlup ederek bağımsız Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nu resmen kurduğu savaş.
Selçuklu ordusunun Bizans ve Gürcü müttefik ordusunu Doğu Anadolu’da ilk kez kesin yenilgiye uğrattığı tarihi muharebe.
Geçilmez ve zaptedilemez sayılan surlara sahip Hristiyanlık merkezi Ani Kalesi’nin Sultan Alparslan tarafından kuşatılarak fethedilmesi.
Bizans ordusunun Anadolu’yu Türklerden geri alma son umudunun boğaz vadisinde imha edildiği meydan muharebesi.
VII. Haçlı Seferi ordusunun Nil deltasında bozguna uğratılıp Fransa Kralı IX. Louis’nin esir alındığı büyük zafer.
Haçlıların Doğu Akdeniz’deki son ve en tahkimli kalesi olan Akkâ’nın fethedilerek Haçlı krallıklarının Ortadoğu’dan tamamen tasfiyesi.
Osmanlı beyliğinin Bizans merkezi ordusunu ilk kez doğrudan mağlup ettiği, tarihçi Halil İnalcık’a göre Osmanlı’nın gerçek kuruluş zaferi.
10 yıllık muhasaranın ardından Prusa kalesinin teslim alınarak Osmanlı’nın ilk büyük cihanşümul başkenti haline getirilmesi.
Sallarla Çanakkale Boğazı’nı geçen Osmanlı gazilerinin Çimpe Kalesi’ni üs edinerek Avrupa kıtasına ayak basması.
Balkan Hristiyan ittifak ordusunun 8 saatlik meydan savaşında mağlup edildiği, Sultan Murad’ın savaş meydanında şehit düştüğü zafer.
Fransa, İngiltere, Almanya, Macaristan ve Papalık şövalyelerinden oluşan Avrupa Haçlı ordusunun Tuna boylarında imha edildiği zafer.
Edirne-Segedin barışını bozan Haçlı ordusunun Karadeniz kıyısında Sultan II. Murad komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından ezildiği zafer.
Hunyadi Janos komutasındaki müttefik ordusunun üç gün süren kanlı muharebede bozguna uğratılması.
Osmanlı topçu ve yeniçeri teknolojisinin Safevî ordusuna karşı kesin üstünlük sağladığı ve Anadolu’nun Ehl-i Sünnet birliğini koruduğu savaş.
Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz’ın Osmanlı topraklarına katılması; Kutsal Emanetler’in İstanbul’a gelişi ve Hâdimü’l-Haremeyn unvanının alınması.
Askeri tarihçilere göre dünyanın en hızlı sonuçlanan meydan savaşı; Osmanlı seyyar topçusu Macar ordusunu 2 saatte imha etmiştir.
122 kadırgalı Osmanlı donanmasının 600 parçalık devasa Haçlı Birleşik Donanması’nı hilal taktiğiyle darmadağın ettiği deniz savaşı.
Venedik korsanlarının üssü haline gelen Kıbrıs adasının zorlu Mağusa kuşatmasıyla fethedilerek Osmanlı eyaleti yapılması.
Cami, dört medrese, tıp medresesi, dârülhadis, dârüşşifâ ve imaretten oluşan devasa külliyenin ibadete ve ilme açılması.
Tarihin en uzun kuşatması olan 24 yıllık Girit mücadelesinin Kandiye kalesinin fethiyle zaferle taçlandırılması.
İslam hukuk tarihinde Hanefî borçlar, eşya ve usul fıkhının modern kanun maddeleri halinde (1851 madde) dünyada ilk kez kodifiye edilmesi.
Yalnızca Müslümanların bağışlarıyla inşa edilen, Medine sınırına girdiğinde Peygamberimiz’in ruhaniyeti incinmesin diye raylarına keçe döşenen mukaddes demiryolu.
Abbâsî ordusu ile Karluk Türklerinin ittifak ederek Çin Tang İmparatorluğu’nu mağlup ettiği, kağıt üretim teknolojisinin Semerkant üzerinden İslam dünyasına geçtiği ve Türklerin kitleler halinde Müslüman olmaya başladığı dönüm noktası.
Selahaddin Eyyubi’nin Haçlı Krallığı ordusunu Hıttîn tepelerinde susuz bırakıp imha etmesi ve 88 yıllık Haçlı işgaline son vererek Mescid-i Aksâ’yı yeniden İslam’a kavuşturması.
Sazlıdere zaferinin ardından Edirne’nin fethedilerek başkent yapılması ve Osmanlı’nın bir Rumeli cihan devletine dönüşmesi.
Fatih devrinde alınamayan ve "Darü’l-Cihâd" olarak adlandırılan stratejik Belgrad kalesinin Kanunî tarafından fethedilmesi.
St. Jean Şövalyeleri’nin korsanlık merkezi olan geçilmez Rodos kalesinin 5 aylık zorlu muhasarayla teslim alınması.
Osmanlı ateşli silahlar ve seyyar topçusunun Uzun Hasan’ın geleneksel süvari ordusunu mağlup ettiği Doğu Anadolu meydan savaşı.
Safevîlerin işgalindeki İslam başkenti Bağdat’ın IV. Murad’ın bizzat ordunun başında kılıç sallayarak 40 günlük muhasara ile geri alınması.
Sayıca ve mühimmatça kat kat üstün Rus ve Rumen ordularına karşı 5 ay boyunca Plevne tabyalarında destansı direniş gösteren savunma savaşı.
I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı 6. Ordusu’nun İngiliz işgal ordusunu kuşatıp General Townshend dahil 13.000 askeriyle birlikte teslim aldığı tarihi zafer.
İtilaf devletlerinin devasa donanmasının 18 Mart’ta boğazda batırılması ve ardından kara harekatında Mehmetçiğin cansiperane müdafaasıyla tarihe geçen zafer.
İngiliz destekli isyana karşı Medine’de açlık ve çekirge yiyerek Ravza-i Mutahhara’yı ve Peygamber kabrini 2 yıl 7 ay boyunca teslim etmeyen kahraman müdafaa.
Yemen Valisi Ebrehe'nin Kâbe-i Muazzama'yı yıkmak maksadıyla Mekke üzerine yürüdüğü, fakat ordusunun Ebâbîl kuşlarınca atılan taşlarla helak edildiği Fil Vakası vuku buldu (Kuran-ı Kerim Fil Suresi). Bu mucizevî hadiseden yaklaşık elli gün sonra, 12 Rebîülevvel Pazartesi gecesi (20 Nisan 571) Fahr-i Kâinat Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Mekke'de dünyayı teşrif etti. Doğumu esnasında Kisrâ sarayının burçları yıkılmış, Mecûsîlerin bin yıldır sönmeyen ateşi sönmüş ve Sâve Gölü kurumuştur.
Mekke'de yabancı tüccarların mallarının gasbedilmesi ve haksızlığa uğraması üzerine, Kureyş'in ileri gelenleri Abdullah b. Cüd'ân'ın evinde toplanarak 'Mekke'de yerli veya yabancı kim zulme uğrarsa, hakkı alınıncaya kadar onun yanında yer alacaklarına' dair yemin ettiler. Henüz yirmi yaşında olan Efendimiz (s.a.v.) bu cemiyete bizzat iştirak etmiştir. Peygamberlikten sonra da 'İslam'da da böyle bir cemiyete çağrılsam yine icabet ederim' buyurmuştur.
Sel felaketiyle hasar gören Kâbe-i Muazzama kabileler tarafından ortaklaşa tamir edildikten sonra, kutsal Hacerü'l-Esved taşını yerine koyma şerefi yüzünden kabileler arasında kanlı bir savaş çıkmak üzereydi. Kureyş'in ileri gelenleri, Benî Şeybe kapısından Kâbe avlusuna ilk girecek zatın hakemliğini kabul etmeye karar verdiler. Kapıdan 35 yaşındaki Hz. Muhammed (s.a.v.) girince herkes ferahlayarak "İşte el-Emîn! O'nun vereceği hükme razıyız!" dedi. Efendimiz ridasını yere serip taşı üstüne koydu, her kabile reisine hırkanın bir ucundan tutturarak taşı kaldırttı ve kendi mübarek elleriyle yerine yerleştirdi.
Efendimiz (s.a.v.) 40 yaşındayken Ramazan ayının Kadir Gecesi'nde Hira Mağarası'nda tefekkür halindeyken Cebrail (a.s.) nâzil oldu. 'Oku!' (İkra') hitabıyla başlayan vahiy süreci, Alak Sûresi'nin ilk 5 âyetinin inmesiyle İslâm risâletini başlattı. Efendimiz büyük bir heyecanla evine dönüp Hz. Hatice'ye 'Beni örtünüz' dedi. Hz. Hatice 'Allah seni asla utandırmaz; zira sen akrabayı gözetir, doğru konuşur, yetimi korursun' diyerek ilk iman eden kimse oldu.
İslam'ın ilk dâvet merkezi olarak genç sahabî Erkam b. Ebî'l-Erkam'ın Safâ tepesi eteklerindeki evi (Dârü'l-Erkam) karargâh kılındı. İlk Müslümanlar burada Kur'an okuyor, namaz kılıyor ve Efendimiz'den talim görüyordu. 'Sana emrolunanı açıkça tebliğ et' (Hicr 94) âyeti inince Efendimiz Safâ Tepesi'ne çıkarak Kureyş kabilelerine açıkça tevhid dâvetini ilan etti. Müşriklerin alay ve baskıları bu tarihten itibaren fiili işkence ve boykotlara dönüştü.
Müşriklerin baskı ve alaylarına karşı Resûlullah (s.a.v.), genç sahabi Erkam'ın Safa Tepesi eteğindeki mütevazı evini tebliğ ve talim karargâhı olarak seçti. Burada ilk Müslümanlara Kur'an âyetleri öğretildi, gizlice cemaatle namaz kılındı. Hz. Hamza ve ardından Hz. Ömer'in burada kelime-i şehadet getirerek 40. Müslüman olmasıyla birlikte İslâm daveti aşikareye çıktı ve Müslümanlar Kâbe'ye ilk kez açık saflar halinde yürüdü.
Mekke'de müşriklerin işkenceleri dayanılmaz raddeye varınca Efendimiz (s.a.v.) ashabına 'Orada ülkesinde hiç kimseye zulmedilmeyen âdil bir hükümdar var' diyerek Habeşistan'a hicret izni verdi. Ca'fer b. Ebî Tâlib reisliğindeki muhacir heyeti, müşrik elçilerinin iftiralarına karşı Kral Necâşî'nin huzurunda Meryem Sûresi'ni okuyarak İslâm'ın nezaket ve adaletini anlattı. Necâşî gözyaşlarıyla 'Bu mesaj ile Hz. İsa'nın getirdiği aynı kaynaktan fışkırıyor' diyerek Müslümanları himayesine aldı.
Müşriklerin Mekke'de müminlere uyguladığı tahammülfersa işkenceler üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabına: 'Habeş diyarına gidiniz, orada tebaasına zulmetmeyen âdil bir hükümdar vardır' buyurarak ilk hicret iznini verdi. Kureyş elçilerinin Müslümanları geri almak için Necaşî'ye sunduğu rüşvetlere karşı Ca'fer b. Ebî Tâlib, Meryem Sûresi'ni okuyarak İslâm'ın insan hakları, tevhid ve Hz. Îsâ'ya olan hürmet anlayışını veciz bir hitabetle açıkladı. Necaşî ağlayarak: 'Bu kelam ile Îsâ'nın getirdiği nur aynı kaynaktan fışkırmaktadır' dedi ve Müslümanları ebedî himayesine aldı.
Müşriklerin akıl almaz işkenceleri dayanılmaz hale gelince Resûlullah (s.a.v.), "Orada yanında kimseye zulmedilmeyen âdil bir hükümdar vardır" buyurarak sahabelere Habeşistan'a hicret izni verdi. Kureyş müşrikleri hediyelerle elçiler gönderip mültecilerin iadesini isteyince Kral Necâşî iki tarafı da dinledi. Müslümanlar adına söz alan Cafer b. Ebî Tâlib, Câhiliye karanlığından İslâm'ın aydınlığına çıkışlarını veciz bir nutukla anlattı ve Meryem Sûresi'nin ilk âyetlerini tilavet etti. Necâşî ve piskoposlar gözyaşlarına boğularak: "Bu nurlar ile Hz. İsa'nın getirdiği nur aynı kaynaktan fışkırmaktadır!" diyerek Müslümanları himayesine aldı.
Müşriklerin 3 yıllık amansız boykotunun ardından Efendimiz'in en büyük iki hâmisi Hz. Hatice validemiz ve amcası Ebû Tâlib peş peşe vefat etti. Tâif'e giden Efendimiz taşlandı fakat beddua yerine 'Rabbim kavmimi bağışla, onlar bilmiyorlar' diyerek dua etti. Bu büyük acıların peşinden Cenâb-ı Hak Habibine teselli olarak İsrâ ve Mi'râc mucizesini lütfetti. Efendimiz bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya götürüldü (İsrâ) ve oradan semâvâta yükseltilerek (Mi'râc) ilahî huzura kabul edildi. Beş vakit namaz ve Bakara Sûresi'nin son âyetleri (Âmene'r-Resûlü) hediye edildi.
Hac mevsiminde Yesrib'den (Medine) gelen Evs ve Hazrec kabile mensupları Efendimiz'le gizlice Akabe tepesinde buluşarak şirk koşmamaya, hırsızlık ve zina yapmamaya söz verdiler (1. Akabe Biatı). Efendimiz genç tebliğci Mus'ab b. Umeyr'i Medine'ye muallim olarak gönderdi. Bir yıl sonra Medine'nin tamamına yakını Müslüman olmuş halde 75 kişilik heyet 2. Akabe Biatı'nda Efendimiz'i 'kendi canlarını, ailelerini ve evlatlarını korudukları gibi koruyacaklarına' dair biat edip Medine'ye davet ettiler.
Hac mevsiminde Yesribli (Medineli) Evs ve Hazrec kabilelerinin ileri gelenleri Akabe'de Resûlullah ile gizlice buluştu. I. Akabe Biatı'nda hırsızlık, zina, şirk ve iftiradan uzak duracaklarına dair ahlak yemini ettiler. Hz. Peygamber, ilk muallim olarak Mus'ab b. Umeyr'i Yesrib'e gönderdi. Ertesi yıl gerçekleşen II. Akabe Biatı'nda 73 erkek ve 2 kadın, Peygamberimiz'i ve Mekkeli muhacirleri kendi canlarını, ailelerini ve çocuklarını korudukları gibi koruyacaklarına dair kan ve can biatı verdiler.
Medine'de Efendimiz'in bizzat kerpiç taşıyarak ashabıyla birlikte inşa ettiği Mescid-i Nebevî; ibadethane, parlamento, mektep ve devlet merkezi kılındı. Mescidin arka kısmına ilim talebeleri için 'Suffe' tahsis edildi. Ardından Müslümanlar, Yahudiler ve müşrik Arap kabileleri arasında 47 maddelik 'Medine Vesikası' imzalandı. Şehirde ortak savunma, inanç hürriyeti ve hukuki adalet teminat altına alındı.
Müslümanlar umre maksadıyla Mekke'ye yönelmiş, müşriklerin engellemesi üzerine Hudeybiye mevkiinde konaklamışlardır. Hz. Osman elçi olarak gönderilmiş, şehit edildiği haberi yayılınca 1400 sahabi Rıdvân Biatı ile ölümüne ahdetmiştir.
Bunun üzerine müşrikler Süheyl b. Amr'ı göndererek on yıllık barış antlaşması imzalamışlardır. İlk bakışta Müslümanların aleyhine gibi görünen maddeler, Kur'ân-ı Kerîm'de "Feth-i Mübîn" (Apaçık bir fetih) olarak müjdelenmiş; barış ortamında İslâm hızla yayılmış ve Mekke'nin fethine zemin hazırlanmıştır.
313 kişilik yetersiz teçhizatlı İslâm ordusu, 1000 kişilik tam donanımlı Mekke müşrik ordusuyla Bedir kuyuları başında karşılaştı. Efendimiz çadırında 'Allahım! Eğer şu bir avuç İslâm cemaatini helak edersen, yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmaz!' diye dua etti. Meleklerin de yardımıyla Müslümanlar parlak bir zafer kazandı; Ebû Cehil dahil 70 müşrik lideri öldürüldü. Esir alınan müşriklere 10 Müslümana okuma yazma öğretme şartıyla hürriyetleri verildi.
Kureyş'in Hudeybiye Antlaşması'nı bozması üzerine İslâm ordusu 10.000 kişilik muazzam bir güçle kan dökülmeksizin Mekke'ye girmiştir. Resûlullah (s.a.v.) devesi Kasvâ'nın üzerinde başını tevazu ile öne eğerek şehre dâhil olmuştur.
Kâbe 360 puttan temizlenmiş, kendilerine yıllarca işkence eden müşriklere Efendimiz: "Bugün size kınama yoktur; gidiniz, hepiniz serbestsiniz!" diyerek dünya tarihinin en büyük genel affını ilan etmiştir.
Kur'ân-ı Kerîm'in Enfâl Sûresi'nde 'Yevmü'l-Furkān' (Hak ile bâtılın kesin olarak birbirinden ayrıldığı gün) olarak vasfettiği Bedir Gazvesi; 313 kişilik mütevazı ve zırhsız İslâm ordusunun, kibrin ve servetin temsilcisi olan 1000 kişilik tam teçhizatlı Kureyş müşrik ordusunu hezimete uğrattığı tarihin dönüm noktasıdır. Resûlullah'ın (s.a.v.) çadırındaki 'Allah'ım! Şu bir avuç mümini helak edersen, yeryüzünde Sana ibadet edecek kimse kalmaz!' duasına meleklerin binlercesiyle nüzûlü eşlik etmiştir. İslâm'ın baş düşmanı Ebû Cehil dahil 70 müşrik elebaşısı öldürülmüştür.
Peygamber Efendimiz'in ilk ve son haccında 124 bini aşkın sahabi huzurunda irad ettiği tarihi hutbedir. İnsan canının, malının ve ırzının dokunulmazlığı; faizin ve kan davalarının kaldırılması; kadın haklarının korunması; ırk üstünlüğünün reddi ("Arabın aceme üstünlüğü yoktur; üstünlük ancak takvadadır") evrensel ilkeler olarak ilan edilmiştir.
Hak ile batılın birbirinden ayrıldığı tarihi gün. 313 kişilik İslâm ordusu, meleklerin yardımıyla donanımlı 1000 kişilik müşrik ordusunu hezimete uğratmıştır. Ebû Cehil dahil Kureyş'in elebaşları saf dışı kalmıştır.
Müşriklerin intikam amacıyla 3000 kişiyle geldiği gazvedir. Müslümanlar galip gelmek üzereyken Ayneyn Tepesi'ndeki okçuların emre muhalefetle yerlerini terk etmesi sonucu savaşın seyri değişmiş; Hz. Hamza şehit düşmüş ve Efendimiz yaralanmıştır.
Bedir'in intikamını almak için 3000 kişilik orduyla gelen müşriklere karşı Medine dışında meydan savaşı verildi. Efendimiz'in (s.a.v.) 'Kuşların bizi kaptığını görseniz bile yerinizden ayrılmayınız!' emrine rağmen Ayneyn (Okçular) Tepesi'ndeki okçuların ganimet hevesiyle tepeyi terk etmesi üzerine Hâlid b. Velîd'in süvarileri arkadan sarktı. İslâm ordusu iki ateş arasında kaldı; Allah'ın Arslanı Hz. Hamza şehit düştü, Efendimiz'in mübarek dişi kırıldı. Ancak Müslümanlar toparlanarak müşriklerin Medine'ye girmesine izin vermedi.
Bütün müşrik ve Yahudi kabilelerinin 10 bin kişilik müttefik orduyla (Ahzâb) Medine'yi kuşattığı büyük imtihan. Selmân-ı Fârisî'nin teklifiyle hendek kazılmış, şiddetli fırtına ve ilahi yardımla düşman ordusu dağıtılmıştır.
Müşrikler, bedevî kabileler ve Hayber Yahudileri birleşerek 10 bini aşkın devasa bir Ahzâb (müttefikler) ordusuyla Medine'yi tamamen yok etmek için kuşattı. Selmân-ı Fârisî'nin teklifiyle Medine'nin açık olan kuzey cephesine hendek kazıldı; Efendimiz bizzat kazma salladı. Bir aylık soğuk ve açlık dolu kuşatmanın ardından Cenâb-ı Hakk'ın gönderdiği şiddetli fırtına ve korkuyla müttefik ordusu darmadağın oldu.
İslâm elçisinin şehit edilmesi üzerine 3000 kişilik ordu sevk edilmiş; 100 bin kişilik Bizans ve müttefik ordusuna karşı destansı bir cihad verilmiştir. Üç komutanın şehadetinin ardından Hâlid b. Velîd orduyu imhadan kurtarmıştır.
Kureyş müşrikleri, Gatafân kabilesi ve Hayber Yahudileri 10.000 kişilik muazzam bir birleşik orduyla (Ahzâb) Medine'yi haritadan silmek üzere harekete geçti. Ashâbıyla istişare eden Efendimiz (s.a.v.), Selmân-ı Fârisî'nin Fars harp sanatındaki hendek kazma teklifini kabul etti. Bizzat Peygamberimiz'in de kazma vurup taş taşıdığı hendek, süvari taarruzunu durdurdu. Bir aylık çetin kış şartları, Nuaym b. Mes'ûd'un psikolojik harp manevraları ve dondurucu ilâhî fırtına (rîh-i sarsar) ile müşrik koalisyonu darmadağın oldu.
1400 sahabî ile umre niyetiyle silahsız yola çıkan Müslümanlar Hudeybiye'de durduruldu. Elçi olarak giden Hz. Osman'ın şehit edildiği şayiası üzerine sahabe bir ağaç altında ölümüne biat etti (Rıdvân Biatı). Neticede 10 yıllık saldırmazlık antlaşması imzalandı. Görünüşte Müslümanların aleyhine gibi duran maddelere rağmen Kur'an bu sulhü 'Feth-i Mübîn' (Apaçık bir fetih) olarak niteledi (Fetih Sûresi). Barış ortamında İslâm hızla yayıldı; Hâlid b. Velîd ve Amr b. el-Âs bu dönemde Müslüman oldu.
Hz. Ömer devrinde Bizans İmparatoru Herakleios'un 200 bin kişilik devasa ordusuna karşı 40 bin kişilik İslâm ordusunun kazandığı harp tarihinin en parlak taktik zaferidir.
Patrik Sophronios şehri bizzat halife Hz. Ömer'e teslim etmek istemiştir. Hz. Ömer devesine kölesiyle nöbetleşe binerek Kudüs'e girmiş, Hristiyanların canını, kiliselerini ve inancını teminat altına alan adalet vesikasını imzalamıştır.
Umre maksadıyla silahsız olarak yola çıkan 1400 mümin, Mekke girişinde engellendi. Bey'atü'r-Rıdvân ile şehadete yemin eden sahâbenin kararlılığı karşısında müşrikler Süheyl b. Amr'ı elçi gönderdi. Maddeleri ilk bakışta Müslümanların aleyhine görünen barış metni imzalandı. Ancak Fetih Sûresi bu muahedeyi bizzat 'Feth-i Mübîn' (Apaçık bir Zafer) olarak müjdeledi. Zira 10 yıllık barış ortamında Müslümanlar ile müşrikler serbestçe kaynaştı ve iki yıl içinde İslâm'a girenlerin sayısı, geçmiş 18 yılın toplamını aştı.
Endülüs Emevî Devleti'nin halifelik makamını ihraz etmesiyle Kurtuba; 70 kütüphanesi, 400 bin ciltlik saray kütüphanesi ve medreseleriyle dünyanın ilim ve kültür başkenti haline gelmiştir.
Medine aleyhindeki bütün suikast ve ihanet tertiplerinin odağı haline gelen sarp ve muhkem Hayber kaleleri kuşatıldı. Kuşatmanın uzaması üzerine Efendimiz (s.a.v.): 'Yarın sancağı öyle bir kimseye vereceğim ki, o Allah ve Resûlü'nü sever, Allah ve Resûlü de onu sever' buyurarak sancağı Hz. Ali'ye teslim etti. Hayber fatihi Hz. Ali, efsanevi cengaver Merhab'ı teke tek vuruşmada devirdi ve Kamûs kalesini fethederek İslâm bayrağını dikti.
Resûlullah'ın (s.a.v.) "Kostantiniyye elbette fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur!" müjdesi 53 günlük muhasara ve gemilerin karadan yürütülmesiyle tahakkuk etmiştir.
İslâm elçisinin Gassânî emîri tarafından şehit edilmesi üzerine yola çıkan 3.000 kişilik İslâm ordusu, Bizans İmparatoru Herakleios'un 100.000 kişilik profesyonel lejyon ordusuyla karşılaştı. Peygamberimiz'in tayin ettiği üç büyük komutan peş peşe şehit düştükten sonra sancağı alan Hâlid b. Velîd, dâhiyâne bir taktikle sağ kanadı sola, arka safları öne alarak ve arkada toz bulutu kaldırtarak düşmana yeni takviye ordu geldiği izlenimi verdi. Dokuz kılıcın parçalandığı muharebede orduyu zayiat vermeden Medine'ye çekmeyi başaran Hâlid'e Efendimiz (s.a.v.) 'Seyfullah' (Allah'ın Kılıcı) unvanını verdi.
Kadir Gecesi'nde Cebrâil (a.s.) gelerek ilk vahiy olan "İkra'! (Yaratan Rabbinin adıyla oku!)" âyetlerini tebliğ etmiştir. İnsanlık karanlıktan aydınlığa çıkışın ilk nurlu şafağına kavuşmuştur.
İslam tebliğ elçisi Hâris b. Umeyr'in Gassânî emiri tarafından şehit edilmesi üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) 3.000 kişilik bir ordu teçhiz etti. Mûte mevkiinde 100.000 kişilik Bizans ve müttefik Arap ordusuyla karşılaşıldı. Üç kumandanın ardı ardına şehadetinden sonra sancağı devralan Hâlid b. Velîd, dâhiyane bir harp taktiğiyle orduyu imhadan kurtararak Medine'ye getirdi. Bu muharebede dokuz kılıç parçalayan Hâlid'e Resûlullah (s.a.v.) tarafından "Seyfullah" (Allah'ın Kılıcı) unvanı verildi.
Hüzün Yılı'nın ardından Efendimiz bir gece Mekke'den Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya yürütülmüş (İsrâ); oradan semâvat katlarına ve ilâhî huzura yükseltilmiştir (Mi'râc). Beş vakit namaz, Bakara Sûresi'nin son iki âyeti ve şirk koşmayanların affedileceği müjdesi verilmiştir.
Müşriklerin suikast planına karşı Efendimiz Hz. Ebû Bekir ile Sevr mağarasında gizlenerek Medine'ye hicret etmiştir. Kuba Mescidi inşa edilmiş, Medine Sözleşmesi ile tarihin ilk yazılı anayasası yürürlüğe girmiştir.
Bizans imparatorunun büyük bir orduyla Medine'ye yürüyeceği istihbaratı üzerine, aşırı kuraklık ve hurma hasadı mevsiminde sefer ilan edildi. Hz. Ebû Bekir bütün servetini, Hz. Osman yüzlerce yüklü devesini ve binlerce altınını orduya bağışladı. 30 bin kişilik 'Zorluk Ordusu' (Ceyşü'l-Usre) Tebük'e kadar yürüdü. İslâm ordusunun cesaretini gören Bizans güçleri geri çekildi. Sefer sırasında Eyle, Cerbâ ve Ezruh hükümdarları cizye ödeyerek İslâm hâkimiyetine girdi.
Kavurucu yaz sıcağında ve kıtlık vaktinde Bizans ordusunun hücum hazırlığı üzerine 30 bin kişilik İslâm ordusu Suriye sınırına yürümüştür. Hz. Ebû Bekir malının tamamını, Hz. Osman ordunun üçte birini teçhiz etmiştir. Bizans ordusu karşılaşmaya cesaret edemeyip geri çekilmiştir.
Mekke'nin fethinden hemen sonra Hevâzin ve Sakīf kabileleri 20 bin kişiyle İslâm ordusuna pusu kurdu. 12 bin kişilik Müslüman ordusunda 'Bugün çokluğumuz sebebiyle asla yenilmeyiz' gururu belirdiğinde pusuya düşüldü ve ordu dağılma noktasına geldi. Peygamberimiz (s.a.v.) beyaz katırının üzerinde tek başına öne atılarak: 'Ene'n-nebiyyu lâ kezib, ene'bnu Abdilmuttalib!' (Ben peygamberim, yalan yok; ben Abdülmuttalib'in torunuyum!) diye haykırdı. Hz. Abbas'ın gür sesiyle toparlanan ashâb muazzam bir zafer kazandı.
Hz. Ömer'in emriyle Sa'd b. Ebî Vakkâs komutasındaki İslâm ordusu, filleriyle donanmış 120 bin kişilik Sasani ordusunu 4 gün süren destansı muharebede hezimete uğratmıştır. Rüstem öldürülmüş, Medâin başkenti fethedilmiştir.
Bizans İmparatoru Herakleios'un büyük bir orduyla Medine üzerine yürüyeceği istihbaratı üzerine şiddetli kuraklık ve meyve hasadı mevsiminde tertiplendi. Ashab-ı Kiram eşi görülmemiş bir infak yarışına girdi; Hz. Osman servetinin büyük kısmını orduyu donatmak için feda etti (Ceyşü'l-Usre / Zorluk Ordusu). Hz. Peygamber komutasındaki 30.000 sahabi kavurucu çöl sıcağında Tebük'e kadar yürüdü. Bizans ordusu bu azmi görünce karşılaşmaya cesaret edemeyip geri çekildi.
Çin Tang Hanedanlığı'nın Orta Asya'yı istilasına karşı Karluk Türkleri Abbasî ordusuyla birleşerek Çin ordusunu hezimete uğratmıştır. Bu zaferle kağıt üretimi Semerkant üzerinden İslâm dünyasına geçmiş ve Türkler kitleler halinde Müslüman olmaya başlamıştır.
Tebük Seferi ve Mekke fethinin ardından Yarımada'nın dört bir yanından (Necid, Yemen, Uman, Bahreyn, Hadramevt) yetmişi aşkın kabile heyeti Medine'ye akın etti. Mescid-i Nebevî'de Efendimiz'in huzurunda İslâm'ı kabul edip fıkıh, Kur'ân ve zekât hükümlerini öğrendiler. Cömertliğiyle meşhur Hâtim et-Tâî'nin Hıristiyan oğlu Adiy b. Hâtim de bu dönemde İslâm'la müşerref oldu.
Sultan Alparslan Cuma namazı sonrası beyaz kefenini giyerek ordusuna hitap etmiş; 50 bin kişilik Selçuklu ordusu 200 bin kişilik Bizans ordusunu Turan taktiğiyle darmadağın etmiştir. Bizans İmparatoru esir alınmış ve af ile serbest bırakılmıştır.
100 bini aşkın sahabî ile yapılan Vedâ Haccı'nda Efendimiz Arafat'ta evrensel Vedâ Hutbesi'ni irad etti: Can, mal ve namus masuniyeti, kadın hakları, faizin ve kan davalarının kaldırılması, ırk üstünlüğünün reddi («Arap'ın Acem'e üstünlüğü yoktur, üstünlük takvadadır») ilan edildi. Mâide 3. âyeti ile din kemale erdirildi. Kısa bir süre sonra Efendimiz 13 Rebîülevvel 11 H. (8 Haziran 632) tarihinde Medine'de son nefesinde 'Bel er-Refîka'l-A'lâ' (Hayır, en yüce Dosta!) diyerek dâr-ı bekāya irtihal etti.
Taberiye Gölü yakınlarında Haçlı ordusunu susuz bırakarak imha eden Selâhaddîn Eyyûbî, ardından Kudüs'ü kuşatmıştır. 88 yıl önce Müslümanları kılıçtan geçiren Haçlıların aksine Selâhaddîn, tek bir Hristiyanın canına ve kilisesine dokunmadan şehri teslim almıştır.
Efendimiz'in (s.a.v.) vefatının hemen ardından Müslümanlar Sakîfetü Benî Sâide gölgeliğinde toplandılar. Olası bir iç bölünmeyi engellemek adına Hz. Ömer ve Ebû Ubeyde'nin öne çıkarmasıyla Ashâb-ı Kirâm oy birliğiyle Hz. Ebû Bekir'e biat etti. Hz. Ebû Bekir minbere çıkıp 'Ben sizin en hayırlınız olmadığım halde başınıza geçirildim. Doğru yaparsam bana yardım edin, eğrilirsem beni düzeltin!' diyerek meşveret ve hukuka dayalı hilafet ilkesini ilan etti.
Efendimiz'in vefatıyla zekât vermeyi reddeden kabileler ve Müseylime, Tuleyha gibi sahte peygamberler türeyerek devleti parçalama tehdidi oluşturdu. Hz. Ebû Bekir 'Vallahi Resûlullah'a verdikleri bir deve yularını dahi vermezlerse onlarla savaşırım!' diyerek tavizsiz duruş sergiledi. Hâlid b. Velîd komutasındaki ordular Akraba (Bahîkatü'l-Mevt) Savaşı'nda sahte peygamber Müseylime'yi bertaraf ederek isyanları tamamen bastırdı.
Fahr-i Kâinat Efendimiz'in (s.a.v.) refîk-ı a'lâya irtihalinin hemen ardından ensâr ve muhâcirûn ileri gelenleri Sakîfetü Benî Sâide gölgeliğinde toplandı. Ümmetin bölünme tehlikesi karşısında Hz. Ebû Bekir, İslâm birliğinin ancak Kureyş'in ortak liderliğinde korunabileceğini anlattı. Hz. Ömer'in öne atılarak elini uzatıp biat etmesiyle başlayan süreç, ertesi gün Mescid-i Nebevî'deki genel biatla tamamlandı. Hz. Ebû Bekir ilk hutbesinde: 'En zayıfınız, hakkını alıncaya kadar benim yanımda en güçlünüzdür!' diyerek İslâm adaletinin manifestosunu ilan etti.
Endülüs Emevî Devleti'nin kurucusu I. Abdurrahman tarafından Vadi'l-Kebîr nehri kıyısında inşasına başlanan Kurtuba Camii, 850 sütunlu çift katlı kemerleri, kırmızı-beyaz taş işçiliği ve eşsiz mermer oymacılığı ile İslâm sanatının şaheseridir.
Kurtuba şehri o dönemde 70 kütüphanesi, sokak aydınlatmaları, tıp ve felsefe medreseleriyle karanlık Avrupa'nın ilim ve medeniyet güneşi olmuştur.
Peygamberimiz'in vefatıyla Yarımada'da peyda olan sahte peygamberler (Müseylime, Secah, Tuleyha) ve zekât vermeyi reddeden kabileler karşısında Hz. Ebû Bekir tavizsiz bir duruş sergiledi: 'Allah'a yemin ederim ki, Resûlullah'a verdikleri bir deve yularını benden esirgeseler onlarla savaşırım!' Hâlid b. Velîd komutasındaki İslâm orduları Akraba mevkiinde Müseylime'nin 40 bin kişilik ordusunu kanlı bir muharebeyle imha etti.
Yemâme Savaşı'nda 70'i aşkın kurrâ sahabînin şehit düşmesi üzerine Hz. Ömer, Kur'an'ın kaybolması endişesiyle Hz. Ebû Bekir'e âyetlerin tek bir ciltte toplanmasını teklif etti. Vahiy kâtibi Zeyd b. Sâbit başkanlığında kurulan ilim heyeti, her âyet için hem ezber hem de en az iki şahidin getirdiği yazılı nüsha şartı koşarak titiz bir tahkikle Kur'an'ı 'el-Mushaf' halinde iki kapak arasında topladı. Bu nüsha vefata kadar Hz. Ebû Bekir'de, sonra Hz. Ömer'de, ardından Hz. Hafsa validemizde muhafaza edildi.
Yemâme Savaşı'nda 70'ten fazla kurrâ (hafız) sahabinin şehit düşmesi üzerine Hz. Ömer, vahiy metinlerinin zayi olabileceği endişesiyle Halife Hz. Ebû Bekir'e Kur'an'ın iki kapak arasında toplanmasını teklif etti. Hz. Ebû Bekir, Resûlullah'ın vahiy kâtibi Zeyd b. Sâbit başkanlığında bir ilim heyeti kurdu. Zeyd, her âyet için en az iki adil sahabinin şahitliğini ve yazılı nushasını şart koşarak titiz bir tahkik yürüttü. Neticede Fâtiha'dan Nâs'a kadar tüm sûreler eksiksiz olarak ceylan derisi yapraklara kaydedilip "el-Mushaf" adıyla muhafaza altına alındı.
Hz. Ebû Bekir'in hilafetinin son günlerinde cereyan eden Ecnâdeyn Muharebesi; Irak'tan çölü inanılmaz bir hızla aşarak gelen Seyfullah Hâlid b. Velîd'in komutasındaki İslâm ordularının 80 bin kişilik Bizans ordusunu açık meydan savaşında hezimete uğratmasıdır. Bu zaferle Bizans orduları Şam ve Kudüs kalelerine sığınmak zorunda kalmıştır.
Hz. Ebû Bekir devrinde Suriye ve Filistin cephelerini birleştiren tarihî meydan savaşıdır. Bizans İmparatoru'nun kardeşi kumandasındaki yaklaşık 70-80 bin kişilik devasa Bizans ordusu, Hâlid b. Velîd ve Amr b. el-Âs kumandasındaki İslâm mücahidleri tarafından hezimete uğratıldı. Bu zaferle Bizans'ın güney Suriye savunma hattı tamamen çöktü.
Bizans İmparatorluğu, İslâm ordularını Suriye'den söküp atmak için 100 bini aşkın devasa bir ordu topladı. Hâlid b. Velîd'in askerî dehasıyla hilal taktiği uygulayan yaklaşık 40 bin kişilik İslâm ordusu Yermük vadisinde Bizans'ı kesin ve ezici bir hezimete uğrattı. İmparator Herakliyus 'Elveda ey güzel Suriye, artık düşmana kaldın!' diyerek Konstantinopolis'e çekildi. Şam, Humus ve Suriye şehirleri peş peşe fethedildi.
Sa'd b. Ebî Vakkâs komutasındaki İslâm ordusu, filleriyle ünlü Sasani Başkumandanı Rüstem'in ordusunu dört gün süren zorlu Kâdisiye Muharebesi'nde mağlup etti. Sasani'nin başkenti Medâin (Ktesifon) ve Kisrâ'nın meşhur Ak Sarayı fethedildi. Ardından 642 M. Nihâvend Muharebesi ile (Fethü'l-Fütûh / Fetihler Fethi) bin yıllık Sasani İmparatorluğu tamamen tarihe karıştı. İran, Horasan ve Kafkaslar İslâm beldesi haline geldi.
Kudüs kuşatıldığında Patrik Sophronios, şehrin anahtarlarını ancak kutsal kitaplarında vasıfları yazılı olan zata teslim edeceğini bildirdi. Hz. Ömer Medine'den kölesiyle nöbetleşe bindiği tek deveyle yola çıktı. Şehre girme sırası köleye gelince deveye kölesini bindirip kendisi yaya olarak Kudüs'e girdi. Hristiyan halka ibadet, kilise ve mülkiyet hürriyeti tanıyan meşhur 'Ömer Emannâmesi'ni imzaladı. Namaz vakti gelince kilisede namaz kılmayıp 'Benden sonra Müslümanlar burayı mescide çevirmesin' diyerek dışarıda namaz kıldı; Mescid-i Aksâ sahasını temizletti.
Genişleyen coğrafyayı yönetmek için Hz. Ömer kurumsal devlet nizamını kurdu: Resmî maaş ve ordu kütükleri için 'Dîvân' teşkilatı ihdas edildi; Beytülmâl sistemleştirildi; bağımsız adliye (kadılık) müessesesi kuruldu; Basra ve Kûfe ordugâh şehirleri inşa edildi. Resmî evrakların tarihlendirilmesinde yaşanan karışıklık üzerine Hz. Ali'nin teklifiyle Efendimiz'in Medine'ye hicreti (622 M.) İslâm takviminin (Hicrî Takvim) başlangıcı ve Muharrem ayı yılbaşı kabul edildi.
Sâsânî fetihlerinin ardından Hz. Ömer, Arap mücahidlerin iklimine uygun, nehir kıyısında ve merkezle irtibatı kesilmeyecek iki yeni şehir kurulmasını emretti. Sa'd b. Ebî Vakkas Kûfe'yi, Utbe b. Gazvân ise Basra'yı kurdu. Şehirlerin merkezine Ulu Cami, etrafına kabile mahalleleri ve divan binaları yerleştirildi. Hz. Ömer'in muallim olarak gönderdiği Abdullah b. Mes'ûd Kûfe'de Hanefî fıkhının temelini atacak Kûfe Rey Ekolü'nü kurdu.
Amr b. el-Âs komutasındaki ordu, Bizans'ın en zengin eyaleti Mısır'a girdi. Babilon Kalesi ve İskenderiye Limanı fethedildi. Kıptî Hristiyanlar Bizans'ın ağır mezhep baskısından kurtularak İslâm adaletine sığındı. Çadırının üzerine güvercin yuva yaptığı için çadırını sökmeyen Amr b. el-Âs, çadırın etrafına İslâm Mısır'ının ilk başkenti Fustat'ı (bugünkü Kahire'nin çekirdeği) ve Afrika kıtasının ilk camii olan Amr b. el-Âs Camii'ni inşa ettirdi.
Sâsânî İmparatoru III. Yezdicerd'in Horasan ve Fars'tan topladığı 150 bin kişilik devasa son orduya karşı Hz. Ömer, Nu'mân b. Mukarrin komutasında 30 bin mücahidi sevk etti. Komutan Nu'mân şehit düştüğü halde sancağı devralan Huzeyfe b. el-Yemân ordunun moralini bozmadan düşmanı hezimete uğrattı. İslâm tarihinde bu muazzam zafere 'Fetihlerin Fethi' (Fethu'l-Fütûh) adı verildi.
Kādisiye ve Medâin'in fethinden sonra son Sasani Şahı III. Yezdicerd'in 150 bin kişilik devasa bir orduyla son çırpınışıydı. Hz. Ömer'in emriyle toplanan İslâm ordusunun başında Nu'mân b. Mukarrin vardı. Şiddetli çarpışmalarda Nu'mân şehit düştü ancak sancağı devralan Huzeyfe b. Yemân ordunun sebatını sağlayarak Sasani ordusunu kesin bir mağlubiyete uğrattı. Müslümanlar bu zafere fütûhatın kilidi manasında "Fethu'l-Fütûh" (Fetihler Fethi) adını verdiler.
Hz. Osman döneminde Şam ve Mısır tersanelerinde ilk İslâm donanması inşa edildi. 649'da Kıbrıs adasına deniz seferi düzenlendi; Efendimiz'in teyzesi ve deniz şehitlerinin müjdecisi Ümmü Harâm (Hala Sultan) burada şehit düştü. 655 M. tarihinde Likya açıklarında vuku bulan Zâtü's-Savârî (Direkler Savaşı) Deniz Muharebesi'nde İslâm donanması, Bizans İmparatoru II. Konstans komutasındaki 500 gemilik Bizans filosunu hezimete uğrattı.
Azerbaycan ve Ermenistan gazvelerinde Şam ve Irak askerleri arasında kıraat farklılıklarından kaynaklanan tartışmaları gören Huzeyfe b. el-Yemân, Medine'ye gelerek tehlikeyi Hz. Osman'a aktardı. Hz. Osman, Hz. Hafsa'daki ana Mushaf'ı getirtip Zeyd b. Sâbit reisliğindeki Kureyş heyetine çoğalttırdı (İstinsah). İmam Mushaf Medine'de bırakılarak çoğaltılan nüshalar Mekke, Kûfe, Basra, Şam ve Yemen'e gönderildi ve her merkeze kıraat muallimleri tayin edildi.
Hz. Osman'ın hilafetinde Şam ve İskenderiye tersanelerinde inşa edilen ilk İslâm donanması, Bizans İmparatoru II. Konstans bizzat kumandasındaki 500 gemilik imparatorluk donanmasıyla Finike açıklarında karşılaştı. Gemilerin direklerinin çokluğundan ötürü "Zâtü's-Savârî" (Direkler Savaşı) adı verilen bu deniz muharebesinde gemiler birbirine halatlarla bağlanarak göğüs göğüse çarpışıldı. Bizans filosu ağır bir hezimete uğradı, İmparator tebdil-i kıyafetle canını zor kurtardı.
Hz. Osman'ın şehadetinin ardından hilafet makamına geçen Hz. Ali, başkenti Medine'den Kûfe'ye taşıdı. Ümmetin içine sızan fitne fırkalarının kışkırtmaları neticesinde Cemel (656) ve Sıffîn (657) hadiseleri vuku buldu; Hâricîler fırkası ortaya çıktı. Hz. Ali ilim ve adalet mücadelesinden asla taviz vermeden 661'de İbn Mülcem suikastıyla şehit oldu. Oğlu Hz. Hasan hilafeti 6 ay yürüttükten sonra Müslüman kanının dökülmesini önlemek için feragat ederek Muâviye ile sulh yaptı (Âmü'l-Cemâa / Birlik Yılı).
Muâviye b. Ebî Süfyân'ın hilafeti devralmasıyla İslâm hilafet merkezi Şam'a taşındı. Devlet teşkilatı Bizans bürokrasi tecrübesinden istifade ile merkezi posta (berîd), resmî mühür divanı (Dîvânü'l-Hâtem) ve muhafız birlikleri ile tahkim edildi. Doğu Roma'ya karşı deniz ve kara seferleri hızlandırıldı.
Hz. Ali'nin şehadetinin ardından Kûfeliler tarafından halife seçilen Hz. Hasan, altı ay hilafet makamında kaldıktan sonra, Müslümanlar arasında yeni bir iç savaşın çıkmasını önlemek gayesiyle hilafeti Muâviye'ye devretti. Bu fedakârlıkla Resûlullah'ın (s.a.v.) yıllar önce minberde torunu Hasan için buyurduğu: 'Benim bu oğlum bir seyyiddir. Umulur ki Allah onun vasıtasıyla Müslümanlardan iki büyük fırkayı barıştıracaktır' Nebevî mucizesi tastamam tecelli etti.
Kuzey Afrika fatihi Ukbe b. Nâfi', ormanlık ve vahşi bir araziyi temizleterek İslâm ordularının ordugâhı ve ilim merkezi olacak Kayrevan şehrini kurdu ve Kayrevan Ulu Camii'ni inşa etti. Mağrib'in en batısına kadar at sırtında ilerleyen Ukbe, atını Atlas Okyanusu'nun dalgalarına sürüp kılıcını göğe kaldırarak: 'Ey Rabbim! Eğer önümde bu deniz olmasaydı, Senin dinini yüceltmek için denizlerin ötesine geçerdim!' diye haykırdı.
Büyük fatih Ukbe bin Nâfi, Kuzey Afrika fütûhatını kalıcı kılmak için Bizans donanmasının saldırılarından uzak, iç kesimlerde bir ordugâh ve ilim şehri olarak Kayrevan'ı inşa etti. Şehrin merkezine meşhur Kayrevan Ulu Camii (Ukbe Camii) inşa edildi. Ukbe, Atlas Okyanusu kıyılarına kadar atını sürüp denize girerek: "Ey Rabbim! Eğer bu derya önümü kesmeseydi senin adını yüceltmek için ilerleyecektim!" nidasıyla tarihe geçti.
Hz. Peygamber'in 'Kostantiniyye elbette fetholunacaktır; onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir!' müjdesine mazhar olmak için Emevî donanması ve ordusu Bizans surları önüne geldi. Efendimiz'i hicrette Medine'deki evinde 7 ay misafir eden mihmandâr-ı Nebevî Ebû Eyyûb el-Ensârî, 80 yaşını aşmış olmasına rağmen sefere katıldı. Surlar önünde hastalanıp vefat edince vasiyeti üzerine İslâm ordusunun varabildiği en uç sur dibine defnedildi.
Yezid'in biat talebine karşı haksızlığa boyun eğmeyen Efendimiz'in torunu Hz. Hüseyin, Kûfelilerin dâveti üzerine ailesiyle yola çıktı. Kerbelâ çölünde Yezid'in binlerce kişilik ordusu tarafından etrafı sarıldı ve günlerce susuz bırakıldı. Aşûre günü (10 Muharrem 61) eşitsiz bir mücadelede Hz. Hüseyin ve yanındaki 72 Ehl-i Beyt mensubu kahramanca şehit edildi. Hz. Zeyneb'in Şam sarayındaki vakur hitabeti hadisenin acısını hafızalara kazıdı.
Halife Abdülmelik b. Mervân, İslâm mimarisinin günümüze ulaşan en eski ve muhteşem anıt eseri olan Kubbetü's-Sahre'yi Kudüs'te Mescid-i Aksâ sahasında Muallak Taşı üzerine inşa ettirdi. Altın kaplamalı kubbesi ve eşsiz mozaik hatlarıyla Bizans mimarisine meydan okundu. Aynı devirde Bizans ve Fars paraları yerine üzerinde Kelime-i Tevhid bulunan ilk İslâm dinarı darbedildi; devlet divanlarının dili tamamen Arapça yapıldı.
Halife Abdülmelik b. Mervân devrine kadar İslâm topraklarında Bizans grek sikkeleri ve Sasani dirhemleri tedavüldeydi. Bizans İmparatoru paralar üzerine Hıristiyan teslis sembolleri basıp tehdit savurunca Abdülmelik, Bizans ve Sasani paralarını tedavülden kaldırdı. Üzerinde sadece İhlas Sûresi, Kelime-i Tevhid ve hicrî basım yılı yazılı olan saf altın ilk İslâm Dinarını bastırdı. Aynı zamanda devlet divanlarının dilini Farsça ve Grekçeden tamamen Arapçaya çevirtti.
İslâm coğrafyasının Arap olmayan milletlere (Acem) genişlemesiyle birlikte Kur'ân kelimelerinin okunuşunda telaffuz hataları (lahn) belirdi. Emevî Irak Valisi Haccâc b. Yûsuf'un talimatıyla, Arap dilinin büyük allâmeleri Nasr b. Âsım ve Yahyâ b. Ya'mer; harflerin benzer şekillerini ayırt etmek için noktaları (i'câm), Ebü'l-Esved ed-Düelî'nin usulünden geliştirerek de fetha, kesra ve damme harekelerini geliştirdiler.
Emevîlerin en parlak fetih çağında Kuteybe b. Müslim, Ceyhun nehrini aşarak Belh, Beykent, Buhara, Semerkant ve Fergana'yı fethetti; İslâm ordularını Çin sınırına kadar ulaştırdı. Diğer koldan 17 yaşındaki genç dâhi kumandan Muhammed b. Kāsım es-Sekafî, Hint okyanusunu ve İndus nehrini aşarak Sind ve Multan bölgelerini fethedip İslâm'ı Hindistan içlerine taşıdı.
Emevî Halifesi Velîd b. Abdilmelik tarafından on yılda inşa ettirilen Şam Emeviyye Camii, İslâm mimarlık tarihinin en görkemli yapılarından biridir. İçinde Hz. Yahyâ'nın (a.s.) türbesini barındıran cami; altın varaklı bitkisel mozaikleri, Kartal Kubbesi (Kubbetü'n-Nisr) ve üç muazzam minaresiyle (biri Hz. Îsâ minaresi) sonraki bütün İslâm cami mimarisine modellik etmiştir.
Kuzey Afrika Valisi Musa b. Nusayr'ın emriyle Berberi kumandan Tarık b. Ziyad, 7 bin mücahitle boğazı geçerek İber Yarımadası'na ayak bastı. Boğaza onun adı verildi (Cebel-i Târık / Cebelitarık). Gemileri arkasında bırakan Tarık, meşhur hutbesinde 'Arkanızda deniz gibi düşman, önünüzde düşman gibi deniz var; size ancak sabır ve sadakat yaraşır!' dedi. Guadalete Muharebesi'nde Vizigot ordusu mağlup edildi; Kurtuba, Toledo ve Sevilla fethedildi.
Cebelitarık'ı geçen 12 bin kişilik İslâm ordusu, Vizigot Kralı Rodrigo'nun 100 bin kişilik zırhlı ordusuyla Guadalete Nehri kıyısında karşılaştı. Tarık b. Ziyad'ın 'Arkanızda deniz, önünüzde düşman var; nereye kaçacaksınız? Vallahi sizin için ancak sadakat ve sabır vardır!' hitabıyla coşan mücahidler, Vizigot ordusunu bozguna uğrattı. Kral Rodrigo nehri geçerken boğuldu.
Musa bin Nusayr'ın emriyle 7.000 kişilik mücahid birliğiyle Cebelitarık Boğazı'nı geçen Târık bin Ziyâd, Vizigot Kralı Roderik'in 100.000 kişilik zırhlı ordusuyla Guadalete Nehri kıyısında karşılaştı. Gemileri geri göndertip askerlerine meşhur hitabını yaptı: "Ey insanlar! Kaçacak yer neresi? Arkanızda deniz, önünüzde düşman var!" Günlerce süren çetin muharebede Vizigot krallığı darmadağın edildi, Kral Roderik nehirde boğuldu.
Emevîlerin Horasan valisi Kuteybe bin Müslim, Ceyhun nehrini aşarak Soğdiana topraklarına girdi. Payitaht Semerkant ve Buhârâ şehirlerini sulh ve fetih yoluyla İslâm idaresine bağladı. Şehirlerde camiler, kütüphaneler ve mektepler inşa ederek bölgenin hızla İslâmlaşmasını ve yerli halkın adaletle kaynaşmasını temin etti.
Hz. Ömer'in torunu olan Ömer b. Abdilazîz halife olunca saray lüksünü terk etti, hanedan mensuplarının haksız edindiği tüm arazileri Beytülmâl'e iade ettirdi. Mevali (Arap olmayan Müslümanlar) üzerindeki cizye haksızlığını kaldırdı. Hadis-i şeriflerin resmen tedvin edilmesini (yazılı kitaplarda toplanmasını) emretti. İki buçuk yıllık hilafetinde uyguladığı adalet ve sosyal yardımlaşma sayesinde zekât verilecek fakir bulunamaz hale geldi.
120 bin asker ve 1800 gemilik tarihin en büyük donanmasıyla İstanbul'u bir yıldan fazla muhasara eden Mesleme b. Abdilmelik; Bizans'ın Grejuva (Rum ateşi) silahına ve şiddetli kış şartlarına rağmen surlar önünde sebat etti. Kuşatma kaldırılırken yapılan andlaşmayla Galata'da Müslüman tüccar ve esirler için İstanbul'un ilk İslâm mabedi olan **Arap Camii** (Câmiu'l-Arab) inşa ettirildi.
Adaleti, zühdü ve takvasıyla Hulefâ-i Râşidîn devrini ihya ettiği için "Beşinci Raşid Halife" kabul edilen Ömer b. Abdülazîz, devlet kasasını halka açtı, haksız vergileri kaldırdı. En mühim icraatlarından biri olarak Medine Valisi Ebû Bekir bin Hazm ve allâme İbn Şihâb ez-Zührî'ye resmî ferman gönderdi: "Resûlullah'ın (s.a.v.) hadislerini araştırıp yazınız; zira ilmin yok olmasından ve ulemanın göçmesinden endişe ediyorum." Böylece dağınık haldeki Nebevî sünnet ilk kez devlet eliyle resmen kayda geçirildi.
Endülüs İslâm ordusu Pireneler'i aşarak Fransa içlerine ilerledi ve Paris yakınlarına kadar ulaştı. Abdurrahman el-Gāfikī komutasındaki ordu, Frank orduları kumandanı Charles Martel ile Poitiers yakınlarında karşılaştı. Müslümanların 'Balâtü'ş-Şühedâ' (Şehitler Yolu) adını verdiği bu çetin savaşta Gāfikī'nin şehit düşmesiyle ordu geri çekildi.
Horasan'da Ebû Müslim'in başlattığı siyah sancaklı Abbâsî ihtilali tüm İslâm coğrafyasına yayıldı. Son Emevî Halifesi II. Mervân ile Abbâsî ordusu Dicle'nin kolu Zâb kıyısında karşılaştı. Emevî ordusunun yenilmesiyle Şam düştü ve 90 yıllık Emevî Devleti nihayete erdi; hilafet Abbâsîlere intikal etti.
Orta Asya hâkimiyeti için Abbâsî ordusu ile Çin Tang Hanedanlığı ordusu Talas Nehri kıyısında karşılaştı. Karluk Türklerinin Müslümanların safına geçmesiyle Çin ordusu hezimete uğradı. Savaş esiri Çinli ustalardan kâğıt yapım sırrı öğrenilerek Semerkant'ta, ardından Bağdat'ta dünyanın ilk kâğıt fabrikaları kuruldu.
Çin Tang İmparatorluğu'nun Orta Asya'ya yayılmasını durdurmak üzere Abbâsî ordusu ile Çin ordusu Talas Nehri kıyısında karşılaştı. Muharebenin seyrini, Çin saflarından ayrılarak Müslümanların safına geçen Karluk ve Yağma Türkleri belirledi; Çin ordusu ağır bir hezimete uğradı. Esir alınan Çinli kâğıt ustaları Semerkant'a getirilerek kâğıt üretim sırrı İslâm dünyasına, oradan da Bağdat ve Avrupa'ya taşındı.
Abbâsî katliamından tek başına kaçıp çölleri ve denizleri aşarak İspanya'ya ulaşan Emevî şehzadesi I. Abdurrahman, Kurtuba'yı fethederek bağımsız Endülüs Emevî Devleti'ni kurdu. Abbâsî Halifesi Mansûr dahi onun cesaretine hayran kalarak kendisine 'Kureyş Şahini' unvanını verdi. Kurtuba şehri sulama kanalları, narenciye bahçeleri ve imar faaliyetleriyle donatıldı.
İkinci Abbâsî Halifesi Mansûr, Dicle kenarında dünyanın en mükemmel planlanmış dairesel şehri olan Bağdat'ı (Medînetü's-Selâm / Esenlik Şehri) kurdu. Şehrin merkezinde Altın Kubbeli Saray (Kasrü'z-Zeheb) ve Ulu Cami yer aldı. Dört ana kapıdan dünyanın dört bir yanına yollar açıldı. Kısa zamanda nüfusu bir milyonu aşan Bağdat, dünyanın en büyük ticaret, ilim ve kültür başkenti haline geldi.
Kûfe Mescidi'nde 40 büyük âlimden müteşekkil fıkıh akademisi kurarak İslâm hukukunu ilk defa mesele mesele tasnif edip tedvin eden Ebû Hanîfe; Halife Mansûr'un başkadılık (kādılkudât) teklifini bağımsız yargıyı korumak uğruna reddettiği için hapse atıldı ve zindanda zehirlenerek şehit edildi. Talebeleri Ebû Yûsuf ve Muhammed eş-Şeybânî onun içtihadlarını kitaplaştırarak İslâm dünyasının en yaygın fıkıh mezhebini kurdular.
"İmâmü Dâri'l-Hicre" (Medine İmamı) İmam Mâlik, 40 yıl süren titiz bir çalışmayla Resûlullah'ın (s.a.v.) Medine'de bıraktığı yaşayan Nebevî tatbikatı ve sahih hadisleri "el-Muvatta" adlı eserinde topladı. Halife Mansûr bu eseri Kâbe'ye asıp tüm İslâm dünyasında tek kanun yapmak isteyince İmam Mâlik büyük bir ilmi vakarla: "Bunu yapma ey Emîre'l-Mü'minîn! Resûlullah'ın sahabeleri farklı beldelere dağıldı, her belde halkına bir ilim ulaştı. İnsanları tek bir kitaba zorlamak doğru olmaz!" diyerek fıkhî çoğulculuğu ve ictihad hürriyetini savundu.
I. Abdurrahman tarafından temelleri atılan ve sonraki halifelerce genişletilen Kurtuba Camii, İslâm mimarisinin şaheserlerinden biri oldu. Kırmızı-beyaz çift kemerli 1293 mermer sütunu, sedef işlemeli minberi, Bizans mozaikleriyle süslü altın mihrabı ve binlerce kandille aydınlatılan mekanlarıyla dünyanın sekizinci harikası kabul edildi.
Binbir Gece Masalları'na konu olan Hârûnürreşîd devrinde İslâm Devleti gücünün ve refahının zirvesine ulaştı. Şarlman'a su saatleri gönderen Hârûnürreşîd, saray kütüphanesini geliştirerek dünyanın ilk akademi ve araştırma merkezi olan Beytü'l-Hikme'nin (Bilgelik Evi) temellerini attı. Bağdat'ta hastaneler, tıp mektepleri ve kütüphaneler açıldı.
Hicaz ehlinin hadis ekolü ile Irak ehlinin re'y (ictihad) ekolünü meczeden büyük müctehid İmam Şâfiî, muhaddis Abdurrahman b. Mehdî'nin talebi üzerine "er-Risâle" adlı çığır açıcı eserini kaleme aldı. Bu eserde ilk defa nassların delaleti, Kitap ve Sünnet ilişkisi, nâsih-mensûh, icmâ, kıyas ve istinbat kaideleri sistemli bir metodolojiye bağlandı.
Halife Me'mûn, Beytü'l-Hikme'yi devasa bir tercüme ve telif enstitüsüne dönüştürdü. Grekçe, Süryanice, Farsça ve Sanskritçe yazılmış felsefe, tıp, matematik, astronomi ve mantık eserleri Arapça'ya tercüme edildi; tercüme edilen kitapların ağırlığınca altın ödül verildi. Müslüman âlimler bu eserleri sadece çevirmekle kalmayıp tenkit süzgecinden geçirerek geliştirdiler; Hârizmî sıfırı ve cebiri icat etti, Kindî ilk İslâm felsefesini kurdu.
Kimyayı simya safsatalarından ve efsanelerden arındırarak laboratuvar deneyine, hassas ölçüme ve kantitatif analize dayandıran Câbir bin Hayyân; damıtma imbiğini (el-İmbîk / Alembic), süblimleşme, kalsinasyon ve kristalleştirme tekniklerini icat etti. Sülfürik asit (zaç yağı), nitrik asit (kezzap), hidroklorik asit (tuz ruhu) ve altını eriten "kral suyunu" (aqua regia) ilk defa elde etti.
Beytü'l-Hikme'nin baş astronom ve matematikçisi Hârizmî, "el-Kitâbü'l-Muhtasar fî Hısâbi'l-Cebr ve'l-Mukābele" adlı eserini yayımladı. Bilinmeyenleri denklemleştirme metoduna "el-Cebr" adını verdi. Hint rakam sistemini geliştirip "Sıfır" (Sifr) rakamını ilk defa operasyonel olarak matematiğe dahil etti. Problemleri adım adım çözme mantığına onun adına izafeten "Algoritma" (Algorismus) denildi.
İslam tarihinin ilk tam teşekküllü devlet rasathanesi olan Şemmâsiye Rasathanesi Bağdat'ta kuruldu. Halife Me'mûn'un emriyle astronom ve matematikçiler Sincar ovasında bir meridyen derecesinin uzunluğunu trigonometrik ölçümlerle hesaplayarak Dünya'nın çevresini ölçtüler. Elde ettikleri 40.253 km'lik netice, bugünkü modern uydu ölçümüne (%99 doğruluk) hayret verici derecede yakındı.
Abbâsî Halifesi Me'mûn ve Mu'tasım devrinde Mûtezile kelamcılarının tesiriyle "Halku'l-Kur'ân" (Kur'an'ın mahlûk/yaratılmış olduğu) fikri devlet zoruyla ulemaya dayatıldı ve kabul etmeyenlere işkence uygulandı (Mihne süreci). Pek çok âlim takıyye yaparak kurtulurken İmam Ahmed bin Hanbel kırbaçlanma, zindan ve ölüm tehditlerine rağmen: "Kur'ân Allah'ın kelâmıdır, mahlûk değildir!" diyerek geri adım atmadı. Senelerce zindanda kalarak Sünnet akidesini canı pahasına muhafaza etti.
Halife Mu'tasım devrinde Türklerin üstün askerî kabiliyetlerinden istifade edilerek tamamen Türk askerlerinden müteşekkil özel 'Hassa Ordusu' kuruldu. Askerlerin Arap halkla karışıp cengâverliklerini kaybetmemeleri için Bağdat'ın kuzeyinde 'Surre men reâ' (Göreni sevindiren / Sâmerrâ) adlı muazzam bir ordugâh şehri inşa edildi. Meşhur Melviye minaresi bu devirde yükseldi.
Bizans ordusunun Zibatra'yı basıp masum Müslümanları katletmesi ve esir alınan bir Müslüman kadının 'Yâ Mu'tasım! Neredesin, yetiş!' diye feryat etmesi üzerine Halife Mu'tasım, sarayındaki rahatı terk ederek bizzat ordunun başına geçti. Astrologların 'Yıldızlar yenilgi gösteriyor' kehanetlerine aldırmayarak Bizans'ın en müstahkem Anadolu kalesi olan Ammûriye'yi fethetti. Şair Ebû Temmâm bu zafer üzerine: 'Kılıç, kitaplardan daha doğru haber verir; kınındaki parlaklık şüpheleri yok eder' mısralarıyla başlayan kasidesini yazdı.
Buhârâ doğumlu dâhi muhaddis İmam Buhârî, İslâm coğrafyasını 16 yıl boyunca karış karış dolaşarak dinlediği 600.000 hadis arasından senedi muttasıl ve râvîleri en üstün adalet/zabt derecesinde olan 7.275 rivayeti seçti. Eserine alacağı her hadis için önce boy abdesti alıp iki rek'at istihare namazı kıldıktan sonra satırlara geçirdi. Ortaya çıkan şaheser, fıkıh bablarına göre tasnif edilmiş Sahîh-i Buhârî oldu.
Bağdat'taki Türk komutanlardan Ahmed b. Tolun tarafından Mısır'da kurulan Tolunoğulları; Nil vadisini zenginleştirmiş, tarihteki ilk ücretsiz halk bîmâristanını (hastanesini) açmış ve İslâm mimarisinin minare zarafetiyle ünlü başyapıtı **İbn Tolun Camii**ni inşa etmiştir.
İdil Bulgarları Hükümdarı Almış Han, Abbâsî Halifesi'ne elçi göndererek kendilerine İslâm dinini ve fıkhını öğretecek âlimler ve cami inşa edecek ustalar istedi. Halife'nin kâtibi İbn Fadlân riyasetindeki heyet, Hazar Denizi'nin kuzeyinden geçerek İdil boylarına ulaştı. 16 Mayıs 922'de Almış Han'ın huzurunda hilafet sancağı açıldı ve İdil Bulgar Devleti resmen İslâm'ı devlet dini kabul eden ilk Türk devleti oldu. İbn Fadlân bu seyahati ünlü 'Rihle'sinde kaydetti.
Endülüs'ün en büyük hükümdarı kabul edilen III. Abdurrahman, kendisini 'Halife' ilan ederek 'en-Nâsır li-Dînillâh' unvanını aldı. Ülkedeki asayişi sağladı, Hristiyan krallıkları vergiye bağladı. Kurtuba yakınlarında eşi Zührâ adına saray-şehir olan muhteşem 'Medînetü'z-Zührâ'yı inşa ettirdi. Sokakları gece kandillerle aydınlatılan, kaldırımları olan ve kanalizasyon altyapısına sahip tek Avrupa kenti Kurtuba idi.
Endülüs Halifesi III. Abdurrahman tarafından Kurtuba yakınlarında Cebelülarûs eteklerinde kurulan Medînetü'z-Zehrâ; üç teras üzerine oturan sarayları, mermer revakları, cıva dolu havuzları ve altın varaklı kabul salonlarıyla Orta Çağ'ın en göz kamaştırıcı başkent kompleksiydi. Bizans imparatorunun ve Alman krallarının elçileri bu sarayın ihtişamı karşısında hayretten diz çökmüşlerdir.
Kitap aşığı Halife II. Hakem, Bağdat, Şam, İskenderiye ve Kahire'ye kitap avcıları göndererek Kurtuba Saray Kütüphanesi'ni 400 bin ciltlik devasa bir hazineye dönüştürdü. Sadece fihristi 44 ciltten oluşuyordu. Şehirde 70 halk kütüphanesi açıldı. Kadın hattatlar ve matematikçiler sarayda istihdam edildi. Avrupa'nın dört bir yanından krallar ve papazlar şifa ve ilim aramak için Kurtuba'ya geldi.
Fâtımî kumandanı Cevher es-Sıkıllî tarafından Kahire şehrinin kuruluşuyla birlikte temeli atılan el-Ezher Camii, kısa sürede tüm İslâm dünyasından talebelerin akın ettiği bir yükseköğretim merkezine dönüştü. Selâhaddîn Eyyûbî Mısır'ı fethettikten sonra Ezher'i Ehl-i Sünnet akidesinin ve dört hak mezhep fıkhının en büyük kalesine çevirdi. Dünyanın kesintisiz eğitim veren en köklü üniversitelerinden biridir.
Zehrâvî 'et-Tasrîf' eseriyle 200'den fazla cerrahi aleti bizzat çizip icat etti; dikiş ipliğinde kedi bağırsağını ilk kullanan hekim oldu ve eseri 500 yıl Avrupa tıp fakültelerinde ders kitabı okutuldu. İbn Rüşd ise Aristoteles'i şerh ederek akıl ile vahiy arasındaki ahengi ortaya koydu ve Batı'da Rönesans'ın fikir tohumlarını atan 'Büyük Yorumcu' (Averroes) unvanını aldı.
Endülüslü tıp bilgini Zehrâvî, 30 ciltten oluşan ve cerrahi aletlerin ayrıntılı çizimlerini içeren anıtsal eseri Kitâbü't-Tasrîf'i tamamladı. İpek iplikle dikiş, hayvan bağırsağından eriyen iplik (catgut), dağlama, neşter ve forseps gibi 200'den fazla cerrahi alet bizzat onun tarafından icat edilip tıp dünyasına kazandırıldı. Eser Latinceye tercüme edilerek 500 yıl boyunca Avrupa üniversitelerinde ameliyat ders kitabı olarak okutuldu.
Tarihte 'Sultan' unvanını ilk kullanan hükümdar olan Gazneli Mahmud, çeyrek asır boyunca Hindistan'a tam 17 büyük gaza seferi düzenledi. Putperestliğin en büyük tapınağı sayılan Somnath'ı fethederek putları kırdı. Seferlere büyük âlim Bîrûnî'yi de götüren Sultan Mahmud, onun 'Tahkīku mâ li'l-Hind' adlı şaheseri yazmasına zemin hazırladı.
Kadim Yunan'ın "gözden çıkan ışınların nesneye çarpmasıyla görme oluşur" şeklindeki yanlış teorisini yıkarak ışığın nesnelerden göze yansıdığını deney ve matematiksel ispatla ortaya koydu. "el-Beytü'l-Muzlim" (Karanlık Oda / Camera Obscura) düzeneğini kurarak fotoğraf makinesi ve teleskop merceklerinin çalışma prensibini keşfetti. Bilimsel araştırma metodolojisinde ampirik deney ve kuşkucu gözlem yöntemini ilk sistemleştiren dâhi oldu.
"Şeyhü'r-Reîs" unvanlı İbn Sînâ, tıp ilmini anatomi, patoloji, farmakoloji ve cerrahi disiplinlerinde beş anıtsal ciltte topladığı "el-Kānûn fi't-Tıbb"ı tamamladı. Bulaşıcı hastalıkların gözle görülmeyen mikroplar (kurtçuklar) yoluyla su ve hava ile yayıldığını, karantinanın lüzumunu, şeker hastalığında idrardaki tatlılığı ve nabız teşhisini asırlar önce keşfetti. Eser, 12. yüzyılda Gerard of Cremona tarafından Latinceye çevrilerek 17. yüzyıl sonuna dek Avrupa üniversitelerinde (Montpellier, Leuven, Padova) yegane ders kitabı okutuldu.
Endülüs'ün en parlak ve tavizsiz zekâsı İbn Hazm; hem aşkın psikolojisini ve insan ruhunun derinliklerini anlatan dünya klasiği 'Tavku'l-Hamâme'yi (Güvercin Gerdanlığı), hem de nassların zâhirine bağlı kalarak kıyas ve taklidi reddeden devasa fıkıh başyapıtı 'el-Muhallâ'yı telif etti. Karşılaştırmalı dinler tarihinin ilk eseri olan 'el-Fasl fi'l-Milel'i yazdı.
Gazneli Mahmud'un "Sarayımın en değerli hazinesi" dediği evrensel dâhi Bîrûnî; trigonometrik formüllerle geliştirdiği bir tepe üzerinden ufuk alçalması açısını ölçme metoduyla bugünkü Pakistan Nandana kalesinde dünyanın yarıçapını 6.339,6 kilometre olarak hesapladı (modern uydu ölçümünden sadece %0.2 farkla). Ayrıca Sanskritçe öğrenerek kaleme aldığı "Tahkīku Mâ li'l-Hind", dünya bilim tarihinin ilk bilimsel dinler tarihi ve antropoloji şaheseridir.
Tuğrul ve Çağrı Bey komutasındaki Selçuklu Türkmenleri, fillerle takviyeli kalabalık Gazneli ordusunu üç gün süren Dandanakan çöl savaşında kesin bir hezimete uğrattı. Savaş meydanında Tuğrul Bey tahta oturtularak Büyük Selçuklu Devleti'nin resmen kuruluşu ilan edildi. Rey, İsfahan ve Nîşâbur başkent yapıldı.
Çağrı Bey'in keşif akınlarının ardından Selçuklu ordusu İbrahim Yınal ve Kutalmış komutasında Doğu Anadolu'ya girdi. Bizans ve Gürcü müttefik ordusu Pasinler ovasında karşılandı ve gece yapılan hücumla darmadağın edildi. Bizans orduları başkumandanı Liparit esir alındı.
Abbâsî Halifeliği Şiî Büveyhî hanedanının baskısı altında ezilmekteyken Halife, Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'i Bağdat'a dâvet etti. Tuğrul Bey Bağdat'a girerek Büveyhî tahakkümünü yıktı ve Sünnî hilafeti kurtardı. Halife Tuğrul Bey'e iki kılıç kuşatarak 'Doğunun ve Batının Sultanı' (Sultânü'l-Meşrık ve'l-Mağrib) unvanını tevcih etti.
Bin bir kiliseli şehir ve zaptedilemez surlarıyla meşhur Ermeni-Bizans kalesi Ani, Sultan Alparslan tarafından kuşatıldı. Kuşatma kuleleri ve mancınıklarla surlar aşılarak kale fethedildi. Ani Katedrali camiye çevrilerek ilk cuma namazı kılındı ve Fethiye Camii adını aldı. Abbâsî Halifesi, Sultan Alparslan'a bu büyük zafer sebebiyle 'Ebû'l-Feth' (Fetihlerin Babası) unvanını tevcih etti.
Büyük Selçuklu Başveziri Nizâmülmülk, Bâtınî ve sapkın cereyanlara karşı Ehl-i Sünnet omurgasını tahkim etmek ve devlet kadrolarını yetiştirmek amacıyla Bağdat Nizâmiye Medresesi'ni kurdu. Dünyanın ilk vakıf temelli, burslu ve yatılı üniversite sistemi olan bu mekteplerin başına İslâm tarihinin en büyük mütefekkiri İmâm Gazâlî rektör olarak getirildi. Gazâlî 'İhyâu Ulûmi'd-Dîn' eseriyle akıl ile kalbi, şeriat ile tasavvufu mükemmel bir ahenkle birleştirdi.
Yusuf Has Hâcib tarafından kaleme alınan 6.645 beyitlik mesnevi nazım şeklindeki bu anıtsal şaheser, dört ana kavram üzerinden ideal adalet devletini anlatır: Kün-Togdı (Adalet/Hukuk), Ay-Toldı (Devlet/Kut), Ögdülmiş (Akıl) ve Odgurmış (Âkıbet/Kanaat). İslâm ahlakı ile Türk devlet felsefesini meczeden ilk büyük siyasetnâme ve ahlak manifestosudur.
26 Ağustos 1071 Cuma günü, 50 bin kişilik Selçuklu ordusu, İmparator Romen Diyojen'in 200 bin kişilik Bizans ordusuyla Malazgirt ovasında karşılaştı. Sultan Alparslan beyaz kefen niyetine giydiği elbisesiyle atının kuyruğunu bizzat bağladı ve 'Ölürsem kefenim bu olsun; şehit olursam beni buraya defnedin!' diyerek askerini coşturdu. Hilal taktiği (Turan) ve Peçenek-Uz Türklerinin saf değiştirmesiyle Bizans ezici bir hezimete uğradı; İmparator esir alındı. Alparslan Diyojen'i affederek serbest bıraktı.
Kâşgarlı Mahmud, Türk boylarını diyar diyar gezerek derlediği kelimeleri, atasözlerini, şiirleri ve ilk Türk dünyası dairesel haritasını Bağdat'ta Abbâsî Halifesi'ne takdim etti. Mukaddimesinde Peygamber Efendimiz'den naklettiği rivayeti zikreder: "Türk dilini öğreniniz, zira onların hâkimiyeti uzun sürecektir." Arap dünyasına Türk dilinin zenginliğini ve inceliklerini öğretmek gayesiyle yazılmıştır.
Malazgirt'in ardından Anadolu içlerine ilerleyen Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Marmara kıyılarına kadar uzanarak Bizans'ın burnunun dibindeki kadim İznik şehrini fethetti ve Türkiye (Anadolu) Selçuklu Devleti'nin başkenti yaptı. Boğazları denetim altına aldı. Süleyman Şah daha sonra Antakya ve Halep seferinde şehit düştü.
Büyük Selçuklu Sultanı Celâleddin Melikşah'ın emriyle İsfahan Rasathanesi'nde toplanan Ömer Hayyâm başkanlığındaki astronomlar heyeti, **Târîh-i Celâlî** adı verilen güneş takvimini hazırladı. Bu takvimde yıl uzunluğu 365,2424 gün olarak hesaplanmıştır. Bugün kullandığımız Gregoryen takvimi her 3.300 yılda bir gün hata verirken, Hayyâm'ın Celâlî takvimi 5.000 yılda sadece bir gün hata vermektedir!
Bizans esaretinden kurtulduktan sonra İzmir'de beyliğini kuran Çaka Bey, 1081 yılında tarihteki ilk Türk donanmasını inşa etti. Midilli, Sakız, Sisam ve Rodos adalarını fetheden Çaka Bey, Koyun Adaları Deniz Muharebesi'nde Bizans donanmasını bozguna uğrattı. Bu tarih (1081), Türk Deniz Kuvvetleri'nin resmî kuruluş yılı olarak kabul edilmektedir.
Hilafetin parçalanmasıyla Endülüs küçük prensliklere (Mülûkü't-Tavâif) bölündü. Kastilya Kralı VI. Alfonso Toledo'yu işgal edince Sevilla Emiri Mu'temid 'Hristiyanlara domuz çobanlığı yapmaktansa Afrika'da deve çobanı olmayı tercih ederim!' diyerek Kuzey Afrika'daki takva sahibi Murâbıtlar lideri Yûsuf b. Tâşfîn'den yardım istedi. Zellâka Meydan Muharebesi'nde Alfonso'nun ordusu hezimete uğratıldı ve Endülüs'ün ömrü dört asır daha uzatıldı.
Bağdat Nizâmiye Medresesi'nin başmüderrisi olan Gazzâlî, rütbe ve mansıpları terk ederek 10 yıl sürecek bir uzlet ve nefis tezkiyesi yolculuğuna çıktı. Şam Emeviyye Camii minaresinde ve Mescid-i Aksâ'da itikâfa çekildiği bu dönemde, fıkıh ile tasavvufu, zahir ile batını meczeden 4 ciltlik başyapıtı "İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn"i vücuda getirdi. Ayrıca "Tehâfütü'l-Felâsife" ile bâtıl felsefi iddiaları çürüttü.
Papa II. Urban'ın kışkırtmasıyla yüz binlerce kişilik Haçlı ordusu Kudüs'e ulaşmak için Anadolu'ya akın etti. I. Kılıç Arslan önce halktan oluşan ilk öncü Haçlı dalgasını tamamen imha etti. Ardından şövalyelerden kurulu asıl orduya karşı gerilla taktiği ve su kuyularını kapatma stratejisi uyguladı. Başkenti İznik'ten Konya'ya taşıdı; 1101 yılındaki üç ayrı büyük Haçlı ordusunu Merzifon, Ereğli ve Kastamonu'da tamamen yok etti.
Müslümanların elinden çıkan Tuleytula'da kurulan tercüme akademisinde; İbn Sînâ'nın tıbbı, Hârizmî'nin cebiri, İbnü'l-Heysem'in optiği, Fârâbî ve Zehrâvî'nin cerrahi kitapları Arapçadan Lâtinceye çevrildi. İtalyan Gerardo da Cremona tek başına 87 büyük Arapça bilim eserini tercüme etti. Avrupa karanlık çağdan bu tercümeler sayesinde uyandı.
Haçlı işgaline karşı Halep ve Şam'ı birleştirerek Suriye ve Mısır'ı tek bir bayrak altında toplayan Nûreddin Mahmud Zengî, tarihin en âdil hükümdarlarından biriydi. Halkın doğrudan hükümdara şikâyette bulunabileceği ilk 'Dârü'l-Adl' (Adalet Evi) müessesesini kurdu. Henüz Kudüs Haçlı işgalindeyken ceviz ağacından çivisiz kündekâri tekniğiyle muazzam bir minber yaptırıp: 'Bu minberi bir gün Mescid-i Aksâ'ya koyacağız!' dedi. O minber, talebesi Selahaddin tarafından Mescid-i Aksâ'ya dikilmiştir.
Büyük adalet sultanı Nûreddin Zengî tarafından Şam'da tesis edilen bîmâristân, döneminin en ileri tıp fakültesi ve hastanesiydi. Zengin-fakir ayrımı olmaksızın tüm hastalara ücretsiz tedavi, ilaç ve nekahet döneminde harçlık verilirdi. Akıl hastaları tecrit edilmek yerine su sesi ve makam musikisiyle tedavi edilir, hekim adayları usta hekimler eşliğinde klinik vizit yaparak icazet alırdı.
Malazgirt'in ardından Sivas, Tokat ve Amasya'da kurulan Danişmendliler Beyliği tarafından Niksar Kalesi içinde inşa edilen Yağıbasan Medresesi; ortasındaki açık kubbesi (aydınlık feneri) ve havuzuyla Anadolu'da ayakta kalan en eski kapalı medresedir. Burada fıkıh ve hadisin yanında tıp ve anatomi eğitimi de verilirdi.
Pîr-i Türkistân lakaplı Ahmed Yesevî, Türkçe "Hikmet" adı verilen sade dörtlükleriyle İslâm'ın tevhid, ahlak, edep ve merhamet esaslarını göçebe ve yerleşik Türk kitlelerinin kalbine nakşetti. 63 yaşına geldiğinde Resûlullah'ın (s.a.v.) vefat yaşına hürmeten yerin altına bir çilehane kazdırıp ömrünün geri kalanını orada tefekkür ve telifle tamamladı. Yetiştirdiği binlerce alperen ve dervişi Anadolu ve Balkanlara gönderdi.
Mısır'da iki buçuk asırdır devam eden Şii Fâtımî Hilafetine son veren genç vezir Selâhaddîn Eyyûbî; Kahire camilerinde hutbeyi yeniden Bağdat'taki Abbâsî Halifesi adına okuttu. Mısır halkını zorlamadan, medreseler ve vakıflar kurarak Ehl-i Sünnet omurgasına dahil etti. Böylece Mısır ve Suriye tek bir güç halinde birleşti.
Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, Türkleri Anadolu'dan tamamen atmak gayesiyle yüz bin kişilik devasa bir ordu ve ağır kuşatma makineleriyle Konya üzerine yürüdü. Sultan II. Kılıç Arslan, düşmanı sarp dağ boğazlarına çekerek pusu taktiği uyguladı. Boğazda sıkışan Bizans ordusu darmadağın edildi ve imparator canını bağışlaması için Selçuklu sultanına yalvararak barış andlaşması imzaladı.
Kurtuba Başkadısı ve felsefe devi Ebü'l-Velîd İbn Rüşd; fıkıhta mezhepler mukayesesi klasiği *Bidâyetü'l-Müctehid*'i, tıpta *el-Külliyyât*'ı, felsefede ise Gazzâlî'ye cevap verdiği *Tehâfütü't-Tehâfüt*'ü kaleme aldı. Aristo'nun eserlerine yazdığı muazzam şerhler Lâtinceye tercüme edilerek Paris ve Oxford üniversitelerinde 'Büyük Yorumcu' (The Commentator) unvanıyla ders kitabı yapıldı ve Rönesans'ın fitilini ateşledi.
Kuzey Afrika ve Endülüs'ü birleştiren Muvahhidler Devleti'nin başkenti Sevilla'da inşa edilen Ulu Cami'nin minaresi olan Giralda (Hırâlda), 100 metreyi aşan yüksekliği ve kırmızı tuğla şebekeli tezyinatıyla Endülüs'ün gökdelenidir. Minareye merdiven yerine at sırtında müezzinin ve rasatçıların çıkabilmesi için 35 adet geniş rampa yapılmıştır. Caminin avlusundaki portakal ağaçları (Patio de los Naranjos) Endülüs ziraat ve su mimarisinin yaşayan örneğidir.
Haçlıların hac kervanlarına saldırması ve Renaud de Châtillon'un küstahlıkları üzerine Selâhaddîn Eyyûbî İslâm ordularını birleştirdi. Taberiye Gölü yakınındaki kurak Hıttîn tepelerinde Haçlı ordusunun su yollarını kesti ve çalıları ateşe vererek düşmanı duman ve susuzluk içinde kuşattı. Haçlı ordusu tamamen imha edildi; Kudüs Kralı Guy ve zalim Renaud esir alındı. Selâhaddîn ahdini yerine getirerek Renaud'u bizzat cezalandırdı.
Hıttîn'in hemen ardından Selâhaddîn Kudüs'ü kuşattı ve Mi'rac gecesine tevafuk eden 2 Ekim 1187'de şehri fethetti. 1099'da şehre giren Haçlıların sokakları dize kadar Müslüman kanına boğmasının aksine, Selâhaddîn tek bir Hristiyan'ın dahi burnunun kanamasına izin vermedi; fakirlerin fidyelerini kendi cebinden ödedi. Mescid-i Aksâ kubbesindeki Haç indirilip yerine hilal dikildi; Nûreddin Zengî'nin Halep'te yaptırdığı nâdide ahşap kündekârî minber Mescid-i Aksâ'ya yerleştirildi.
Kastilya Kralı VIII. Alfonso'nun Müslüman şehirlerine saldırması üzerine Kuzey Afrika'dan Cebelitarık'ı geçen Muvahhidler Halifesi Ebû Yûsuf Ya'kub, Alarcos ovasında birleşik Haçlı ordularıyla karşılaştı. İslâm ordusunun kanat manevraları karşısında Haçlı ordusu tamamen bozguna uğradı; kral Alfonso canını kaleye sığınarak zor kurtardı. Bu zafer sebebiyle halifeye 'el-Mansûr' (Muzaffer) lakabı verildi.
Anadolu Selçuklularının en parlak sultanı Alâeddin Keykubad devrinde Konya, Sivas ve Kayseri âbidevî medreseler ve camilerle donatıldı. Alâiye (Alanya) kalesi ve tersanesi inşa edilerek Akdeniz'e inildi; Sudak limanı fethedilerek Karadeniz ticareti güvenceye alındı. Anadolu baştan başa kervansaray (han) ağlarıyla örüldü; tüccarların mallarına dünyada ilk defa devlet sigortası uygulandı.
Mengücekli Beyliği döneminde inşa edilen cami ve dârüşşifa külliyesi, İslâm taş işçiliğinin erişilmez zirvesidir. Yapının muazzam taç kapılarında yer alan on binlerce asimetrik geometrik ve bitkisel kabartmanın hiçbir motifi diğeriyle aynı değildir. Batı kapısında ikindi güneşi vurduğunda taşların gölgesiyle namaz kılan bir insan silüeti belirir. Dârüşşifasında ise su sesi ve ney makamlarıyla akıl ve sinir hastaları tedavi edilirdi.
Endülüs'ün diğer şehirleri düşerken I. Muhammed Gırnata'da Benî Ahmer (Nasrîler) Sultanlığı'nı kurdu. Şehrin Sabîka tepesine 'Lâ Gālibe İllallâh' (Allah'tan başka galip yoktur) şiarının her duvarına nakşedildiği rüya saray Elhamra (el-Hamrâ) inşa edildi. Aslanlı Avlu, İki Hemşireler Salonu ve Cennetü'l-Arîf bahçeleriyle taşa ve suya şiir yazıldı.
Moğol istilasının getirdiği siyasî buhran ortamında Anadolu, velîlerin ve mutasavvıfların irfanıyla yoğruldu. Konya'da Mevlânâ 'Mesnevî' ile ilahî aşkı ve hoşgörüyü terennüm etti; Yunus Emre duru Türkçesiyle 'Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü' diyerek gönülleri fethetti; Ahî Evran esnafı fütüvvet ve helal kazanç ahlakıyla (Ahilik Teşkilatı) birleştirdi.
Selçuklu Anadolu'sunda Ahîlik teşkilatının kurucusu Ahî Evran'ın eşi Fatma Bacı önderliğinde kurulan Bâcıyân-ı Rûm (Anadolu Bacıları), dünya tarihindeki ilk organize kadın esnaf, zanaat ve dayanışma cemiyetidir. Çadır dokumacılığı, keçecilik, kilim ve kumaş üretimi yapan bacılar; Moğol istilası sırasında Kayseri savunmasında bizzat silah kuşanarak şehri kahramanca müdafaa etmişlerdir.
Baycu Noyan komutasındaki Moğol ordusu Erzurum'u yağmalayarak Sivas'a ilerledi. II. Gıyâseddin Keyhüsrev tecrübesizce ordugâhını terk etti; Kösedağ meydanında Selçuklu ordusu ağır bir hezimete uğradı. Anadolu Moğol vergi ve vesayeti altına girdi. Merkezi otoritenin yıkılmasıyla Anadolu'da Karamanoğulları, Germiyanoğulları, Candaroğulları ve Söğüt uç bölgesinde Osmanoğulları beylikleri bağımsız hareket etmeye başladı.
Eyyûbî ordusundaki Kıpçak kökenli Türk Memlük kumandanları, VII. Haçlı Seferi'nde Fransız Kralı IX. Louis'yi Mansûre'de esir alarak Mısır'ı kurtardılar. Ardından Kahire'de yönetimi ele alarak tarihe 'ed-Devletü't-Türkiyye' (Türkiye Devleti / Memlükler) adıyla geçecek olan askerî ve idarî kudreti tesis ettiler.
Fransa Kralı IX. Louis riyasetindeki VII. Haçlı Seferi ordusu Nil Deltası'nı işgal etmek için Mansûre şehrine hücum etti. Sultan es-Sâlih Eyyûb vefat ettiği halde eşi Şecerüddürr bunu gizleyerek orduyu sevk etti. Genç Memlük kumandanı Baybars, Haçlı şövalyelerini Mansûre'nin dar sokaklarına çekip pusuya düşürdü. Kral Louis ve bütün Fransız dükleri esir alındı, ağır tazminat ödeyerek Mısır'ı terk etmek zorunda kaldılar.
Selçuklu veziri Celâleddin Karatay tarafından yaptırılan Karatay Medresesi, mozaik çinilerle kaplı muhteşem kubbesi ve ortasındaki havuzuyla gök kubbenin bir yansıması olarak tasarlandı. İnce Minareli Medrese ise kapısındaki Yâsîn ve Fâtihâ sûrelerinin taş üzerine selvi ağaçları gibi kabartma nakşedildiği dünya sanat tarihinin en görkemli taç kapısına sahiptir. Bu medreseler Selçuklu'nun Moğol istilası altındayken dahi ilme ve sanata bağlılığının ebedi abideleridir.
Moğol İlhanlı hükümdarı Hülâgû Han, teslim olmayı reddeden Bağdat'ı kuşattı. Şehir düştükten sonra yüz binlerce insan katledildi; Beytü'l-Hikme ve medreselerdeki asırların birikimi yüz binlerce cilt nâdide yazma eser Dicle Nehri'ne atıldı. Nehrin günlerce mürekkep ve kandan simsiyah aktığı rivayet edilir. Son halife Müsta'sım keçeye sarılarak atlara çiğnetildi ve 508 yıllık Bağdat Abbâsî Hilafeti resmen son buldu.
Bağdat'ı yakıp yıkan, Şam ve Halep'i işgal eden Moğol ordusu Mısır'ı tehdit edince Sultan Kutuz 'Vâ İslâmâh!' (Ey İslâm'ın izzeti!) nidasıyla ordunun başına geçti. Filistin'deki Ayn Câlût mevkiinde yapılan tarihi savaşta Baybars'ın pusu taktiğiyle Moğol ordusu kuşatıldı ve komutanları Ketboğa öldürüldü. Yenilmez sanılan Moğollar tarihlerinde ilk defa meydan savaşında imha edildi.
Sultan Baybars, Moğol katliamından kurtulan Abbâsî hanedanı mensubunu Kahire'ye getirerek halife ilan etti ve hilafet makamını himayesine aldı. Ardından Haçlıların elindeki Antakya Prensliği'ni, Kerek, Safed ve Yafa kalelerini birer birer fethederek Ortadoğu'daki Haçlı varlığına öldürücü darbeler vurdu. Kahire'de Zâhiriyye Medresesi ve Baybars Camii yükseldi.
1098'deki I. Haçlı Seferi'nden beri 170 yıldır İslâm coğrafyasının kalbinde bir çıban gibi duran Antakya Haçlı Prensliği, Memlük Sultanı Baybars tarafından kuşatıldı. Şehir fethedilerek Haçlı tahakkümüne son verildi. Baybars, o sırada Trablusşam'da bulunan Prens Bohemond'a yazdığı mektupta zaferin detaylarını anlatarak Haçlı dünyasına meydan okudu.
Selçuklu bürokrasisinde Farsçanın, medreselerde ise Arapçanın hakim olduğu bir dönemde Konya'yı fetheden Karamanoğlu Mehmed Bey, milletin kendi dilinde devlet idaresine katılması için meşhur tarihî fermanını neşretti: "Şimden girü hiç kimesne kapuda ve divânda ve mecliste ve seyrânda Türk dilinden gayrı dil söylemeye!" Bu fermanla Türkçe ilk defa resmî devlet ve divan dili mertebesine yükseltildi.
Şam Eşrefiyye Dârülhadis'i şeyhi İmam Nevevî, 44 yıllık kısa ve bereketli ömrünün son demlerinde müminin günlük ahlak, ibadet, muâmelât ve edep hayatını tanzim eden 1.896 sahih hadisi 372 bâb altında topladı. Her bölümün başına ilgili Kur'an âyetlerini yerleştirerek vahiy ile sünneti iç içe sundu. İhlası ve zühdü sebebiyle telif ettiği Riyâzü's-Sâlihîn, Kırk Hadis ve el-Ezkâr eserleri asırlardır İslâm coğrafyasında en çok okunan başucu kitapları oldu.
Memlük Sultanı Kalavun tarafından Kahire'nin Beyne'l-Kasreyn mevkiinde inşa ettirilen külliye; cami, medrese, türbe ve devasa bir bîmâristândan meydana gelir. Bîmâristân-ı Mansûrî, 4.000 hastayı aynı anda barındırabilecek kapasitede olup cerrahi, göz, humma ve kadın hastalıkları gibi ayrı koğuşlara ayrılmıştı. Günlük yüzlerce hekim ve eczacı maaşlı olarak vakıf bütçesinden istihdam edilirdi.
Haçlıların Levant sahilindeki son ve en müstahkem başkenti olan Akkâ, Memlük Sultanı el-Eşref Halil tarafından 100'ü aşkın mancınıkla kuşatıldı. Tapınakçılar ve Hospitalier şövalyelerinin aylarca savunduğu kuleler lağımlarla çökertildi ve kale fethedildi. Akkâ'nın ardından Sayda, Sûr, Beyrut ve Tartus kaleleri de temizlendi.
Kayı boyunun lideri Osman Gazi, manevî mürşidi Şeyh Edebâli'nin dergâhında gördüğü rüyada bağrından çıkan ulu çınarın gölgesinin üç kıtayı kapladığını müşahede etti. Edebâli'nin 'Ey oğul! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' nasihati devletin ruhu oldu. Karacahisar, Bilecik ve Yarhisar fethedildi; Dursun Fakih Karacahisar'da Osman Gazi adına ilk hutbeyi okudu.
Osman Gazi'nin rüyasında Şeyh Edebâli'nin göğsünden çıkıp kendi koynuna giren ve dalları üç kıtayı kaplayan ulu çınar rüyasının tabiriyle başlayan cihan devleti mayası. Edebâli'nin damadı Osman Gazi'ye yaptığı nasihat, Osmanlı'nın 6 asırlık idare ahlakının anayasası oldu: "Ey oğul! Beysin, bundan sonra öfke bize, uysallık sana... İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!"
Bursa, Orhaneli ve İznik tekfurlarının birleşerek Bizans merkezî ordusuyla birlikte Osman Gazi üzerine yürüdüğü Koyunhisar ovasında cereyan eden muharebede; Osman Gazi'nin alp ve gāzîleri Bizans elit birliklerini hezimete uğrattı. Dünyaca ünlü tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık, çağdaş Bizans tarihçisi Pachymeres'in kayıtlarına dayanarak, Osmanlı Hanedanı'nın beylikten müstakil bir devlete dönüşüm tarihinin 1302 Koyunhisar Zaferi olduğunu ispatlamıştır.
Uzun bir kuşatmanın ardından fetihten hemen önce vefat eden babası Osman Gazi'nin 'Beni Gümüşlü Kümbet'e defnedin' vasiyetini yerine getiren Orhan Gazi, Bursa'yı fethederek devlet merkezi yaptı. Ardından İznik fethedildi ve burada ilk Osmanlı medresesi kurularak başına büyük mütefekkir Dâvûd-i Kayserî başmüderris tayin edildi. İlk Osmanlı gümüş akçesi basıldı ve Yaya/Müsellem düzenli ordu teşkilatı kuruldu.
Hıristiyanlığın meşhur konsillerinin toplandığı tarihî İznik şehri Orhan Gazi tarafından fethedildi. Şehirdeki Ayasofya Kilisesi camiye çevrildi. Orhan Gazi derhal **İznik Orhaniye Medresesi**ni inşa ettirerek başmüderrisliğe İbnü'l-Arabî mektebinin büyük felsefecisi ve mutasavvıfı **Dâvûd-i Kayserî**yi tayin etti.
Orhan Gazi'nin oğlu Şehzade Gazi Süleyman Paşa ve kırk cengaveri, sığır derilerinden yaptıkları sallarla gece karanlığında Çanakkale Boğazı'nı geçerek Gelibolu kıyısındaki Çimpe Kalesi'ni fethetti. Burası Osmanlı'nın Avrupa kıtasındaki ilk askerî üssü oldu. Ardından Bolayır, Tekirdağ ve Keşan fethedilerek Anadolu'dan getirilen Türkmen aşiretleri iskân edildi.
Gazi Süleyman Paşa'nın salla Çanakkale Boğazı'nı geçip Çimpe Kalesi'ni almasıyla Osmanlı Rumeli'ye ayak bastı; Edirne fethedilerek başkent yapıldı. 1389'da Balkan Hristiyan ittifak ordusuna karşı yapılan I. Kosova Meydan Muharebesi öncesi Sultan Murad gece secdede 'Allahım! Bu müminleri muzaffer kıl, beni de yolunda şehit eyle!' diye yalvardı. Parlak zaferin ardından savaş meydanını gezerken yaralı Sırp Miloş Obiliç tarafından hançerlenerek şehadete kavuştu.
21 yaşında hacca gitmek üzere Tanca'dan yola çıkan Faslı fıkıh bilgini İbn Battûta, 30 yıl boyunca at, deve ve yelkenlilerle yaklaşık 120.000 kilometre yol katetti. Afrika'dan Anadolu Beyliklerine, Altın Orda sarayından Hindistan Tuğluk Sultanlığı'na ve Çin limanlarına kadar İslâm dünyasının genişliğini yerinde gördü. Anadolu'da Ahilik ocaklarını ve Türkmen beylerinin misafirperverliğini anlattı. Döndüğünde vezir İbn Cüzeyy'e yazdırdığı "Tuhfetü'n-Nuzzâr" (Rıhle), 14. yüzyıl dünyasının en eşsiz sosyo-kültürel belgesi oldu.
Kahire Kalesi'nin eteğinde inşa edilen Sultan Hasan Camii ve Medresesi; dört hak mezhebin (Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî) her birine tahsis edilmiş dört devasa eyvanı ve talebe hücreleriyle bir İslâm hukuku üniversitesidir. 38 metre yüksekliğindeki anıtsal giriş kapısı ve 81 metrelik minaresiyle döneminin dünyadaki en yüksek taş yapılarındandır. İtalyan gezgin Pietro Della Valle burayı "İslâm dünyasının en haşmetli binası" olarak kaydetmiştir.
Endülüs kökenli Tunuslu allâme İbn Haldun, İbn Selâme Kalesi'ne çekildiği 4 yıl boyunca dünya tarih felsefesini baştan yazan Mukaddime'yi kaleme aldı. Eserde "Asabiyet" teorisi, devletlerin ömür döngüsü (doğuş, yükseliş, duraklama ve çöküş), coğrafyanın kader oluşu ve iktisadi üretimin toplumsal sınıflara etkisi modern sosyolojiden 400 yıl önce matematiksel bir mantıkla ortaya kondu.
Gırnata Benî Ahmer Devleti'nin son döneminde yaşayan büyük fıkıh dehası Şâtıbî, "el-Muvâfakāt fî Usûli'ş-Şerî'a" adlı eseriyle İslâm hukuk felsefesinde devrim yaptı. Şer'î hükümlerin gayesinin "Zarûrât-ı Hamse" (Dinin, Canın, Aklın, Neslin ve Malın muhafazası) olduğunu, dinin özünün şekilcilik değil kulların maslahatını (yararını) temin etmek olduğunu sistematik bir doktrin haline getirdi.
Papa'nın çağrısıyla toplanan Fransa, İngiltere, Almanya, Macaristan ve Venedik şövalyelerinden müteşekkil 130 bin kişilik Haçlı ordusu Niğbolu Kalesi'ni kuşattı. İstanbul kuşatmasını kaldırarak inanılmaz bir süratle Tuna boyuna ulaşan Yıldırım Bayezid Han, kalenin komutanı Doğan Bey'e kale surları dibinden seslenerek moral verdi. Ertesi gün hilal taktiğiyle Haçlı ordusu imha edildi. Bu zafer üzerine Kahire'deki Abbâsî Halifesi, Yıldırım'a 'Sultân-ı İklîm-i Rûm' (Rum Diyarının Sultanı) unvanını tevcih etti.
Niğbolu Zaferi'nin şükranı olarak Sultan I. Bayezid tarafından inşa ettirildi. Yirmi kubbesi, ortasındaki açık şadırvanı ve duvarlarındaki 192 adet devasa hat levhasıyla İslâm dünyasının en büyük hat müzelerinden biridir. Açılış hutbesini Somuncu Baba irad etmiş, Fâtiha Sûresi'ni yedi farklı bâtınî ve zâhirî tefsirle açıklayarak cemaati hayrete düşürmüştür.
Ankara Savaşı'nın ardından Yıldırım Bayezid'in esir düşmesiyle Osmanlı coğrafyası 11 yıl süren kardeş kavgaları ve bölünmeyle sarsıldı. Amasya'dan yola çıkan Çelebi Mehmed; üstün siyasî dehası, kardeşlerini birer birer bertaraf etmesi ve Anadolu beyliklerini yeniden birleştirmesiyle devleti uçurumun kenarından çekip aldı.
Memlük devrinin hadis emiri (Emîrü'l-Mü'minîn fi'l-Hadîs) İbn Hacer, 25 yıl süren muazzam bir ilmî mesai neticesinde Sahîh-i Buhârî şerhi "Fethu'l-Bârî"yi tamamladı. Eser tamamlandığında Kahire'de Sultanın, ulemanın ve halkın katıldığı büyük bir hatim bayramı tertiplendi. Hadislerin sened tenkidi, fıkhî hükümleri, dil tahlilleri ve râvîlerin cerh-ta'dîl durumunu emsalsiz bir vukufiyetle ortaya koydu.
Ankara Savaşı (1402) ve 11 yıllık Fetret Devri'nin ardından devleti yeniden toparlayan Çelebi Mehmed tarafından inşa ettirildi. Ters T planlı cami; firuze, yeşil ve altın varaklı çinileriyle, mermer oyma taç kapısıyla Osmanlı'nın yıkılmadığını, bilakis daha rafine bir sanat zevkiyle ayağa kalktığını tüm dünyaya ilan etti. Yanındaki Yeşil Türbe, Bursa silüetinin ebedi mührü oldu.
Tahtı 12 yaşındaki oğlu Şehzade Mehmed'e bırakarak Manisa'ya çekilen Sultan II. Murad'ın inzivasını fırsat bilen Haçlılar, Edirne-Segedin Barış Andlaşması'nı bozup Varna'ya kadar indi. Genç Mehmed'in 'Eğer padişah siz iseniz gelip ordunuzun başına geçiniz; yok eğer padişah ben isem size emrediyorum, ordunun başına geçiniz!' tarihî mektubuyla ordunun başına dönen II. Murad, çiğnenen andlaşma metnini bir mızrağın ucuna taktırarak savaşa girdi. Kral Ladislas savaş meydanında öldürüldü.
Macaristan Naibi Hunyadi Yanoş'un topladığı 70 bin kişilik son büyük Haçlı ordusu, Varna'nın intikamını almak için Kosova Ovası'na indi. Sultan II. Murad'ın idaresindeki Osmanlı ordusu, üç gün üç gece süren kanlı meydan muharebesinde Haçlı ordusunu tamamen imha etti. Hunyadi Yanoş savaş meydanından kaçtı.
21 yaşındaki dahi hükümdar II. Mehmed, Efendimiz'in (s.a.v.) 'Kostantiniyye elbette fetholunacaktır; onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur!' müjdesine nail olmak için 54 günlük destansı bir kuşatma gerçekleştirdi. Şâhî topları döktürdü, bir gecede 72 parça gemiyi karadan Haliç'e indirdi. 29 Mayıs 1453 Salı sabahı Topkapı surlarından şehre girildi. Fatih Ayasofya'yı camiye dönüştürdü, halka ibadet ve can emannâmesi verdi; şehri ilim ve medeniyetin küresel başkenti kıldı.
Hacı Bayrâm-ı Velî'nin halifesi ve Fâtih Sultan Mehmed'in mürşidi olan Akşemseddin, fethin en buhranlı günlerinde orduyu ve genç padişahı manevi müjdelerle cesaretlendirdi. Fetihten sonra Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin (Eyüp Sultan) kabr-i şerifini keşfetti. Aynı zamanda büyük bir hekim olan Akşemseddin, "Mâddetü'l-Hayât" adlı tıp eserinde Pasteur ve Koch'tan 400 yıl önce: "Hastalıklar insandan insana gözle görülmeyecek kadar küçük canlı tohumlar (mikroplar) vasıtasıyla sirayet eder" teşhisini koydu.
Bosna fethinden sonra Fâtih Sultan Mehmed, Fojnica Fransisken Manastırı rahiplerine bizzat kendi tuğrasını taşıyan tarihî ahidnâmeyi bahşetti: "Ben ki Sultan Mehmed Han'ım; cümle avam ve havassa malum ola ki, Bosna rahiplerine bu fermanımdır. Kiliselerinde ve yurtlarında hiçbir kimse onlara eza ve cefa etmeye, mallarına ve canlarına dokunulmaya. İster kendi memleketlerinde dursunlar, ister dışarıdan gelsinler, emân altındadırlar. Yeri ve göğü yaratan Allah hakkı için ve ulu Peygamberimiz hakkı için kılıcımı kuşandığım sürece bu hükmüme riayet edeler!"
Fatih, Fatih Camii etrafında sekiz yüksek fakülteden oluşan 'Sahn-ı Semân' medrese külliyesini kurdu; Semerkant'tan gelen dahi astronom ve matematikçi Ali Kuşçu'yu medresenin başına getirdi. Müfredatta dinî ilimler ile felsefe, astronomi ve matematik eşit ağırlıkta okutuldu. Ardından devletin hukuki ve idari teşkilat kanunu olan 'Kānûnnâme-i Âl-i Osmân' tedvin edildi.
Semerkant Rasathanesi ve Uluğ Bey mektebinin son büyük dâhisi Ali Kuşçu, Fâtih Sultan Mehmed'in özel davetiyle İstanbul'a geldi. Her konak için kendisine 1.000 akçe tahsis edildi. Ayasofya Medresesi'ne başmüderris tayin edilen Kuşçu, "er-Risâletü'l-Muhammediyye" (matematik) ve "er-Risâletü'l-Fethiyye" (astronomi) adlı eserlerini Fâtih'e sundu. İstanbul'un enlem ve boylamını sıfır hata ile ölçtü.
Fatih Sultan Mehmed'in sadrazamı Gedik Ahmed Paşa komutasındaki 300 gemilik Osmanlı donanması Kırım'a çıkarma yaptı. Cenevizlilerin elindeki Kefe, Azak ve Menkub kaleleri fethedildi. Kırım Hanı Mengli Giray Osmanlı himayesine girerek bağlılığını bildirdi. Böylece Karadeniz'in bütün kıyıları Osmanlı hâkimiyetine girdi.
Aylarca süren kuşatmanın ardından 2 Ocak 1492'de son Endülüs kalesi Gırnata teslim olmak zorunda kaldı. Son Sultan Ebû Abdillâh şehre uzaktan bakıp ağlarken annesi 'Erkekler gibi savunamadığın mülke şimdi kadınlar gibi ağla!' dedi. Verilen din ve mülk hürriyeti sözleri tutulmadı; Engizisyon mahkemeleri Müslümanları ve Yahudileri zorla vaftiz etti, yüz binlerce Arapça el yazması meydanlarda yakıldı. Osmanlı Devleti (II. Bayezid ve Kemal Reis) gemiler göndererek yüz binlerce mazlumu kurtardı.
Gelibolu Tersanesi'nde deveyi andıran ceylan derisi üzerine çizilen dünya haritası; Güney Amerika kıyılarını, Antarktika dağlarını ve Atlas Okyanusu adalarını şaşırtıcı bir enlem-boylam hassasiyetiyle gösterir. Pîrî Reis ayrıca Akdeniz'in tüm limanlarını, sığlıklarını, rüzgârlarını ve kalelerini şiirsel ve kılavuz nitelikte anlattığı "Kitâb-ı Bahriyye"yi telif ederek Kanûnî Sultan Süleyman'a takdim etti.
Anadolu'da fitne ve iç savaş tehlikesi doğuran Şii Safevî Devleti'ne karşı 2500 kilometrelik çetin sefer yolunu yaya kateden Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Ovası'nda Şah İsmail'in süvari ordusuyla karşılaştı. Osmanlı topçusunun ve yeniçeri tüfeklerinin yüksek ateş gücü karşısında Safevî ordusu darmadağın oldu; Şah İsmail savaş meydanını terk etti. Yavuz Tebriz'e girerek adına hutbe okuttu.
İslam birliğini sağlamak gayesiyle güneye yönelen Yavuz Sultan Selim, Halep yakınlarında Memlük Sultanı Kansu Gavri'nin ordusuyla karşılaştı. Osmanlı topçusunun ve disiplinli yeniçeri tüfekçilerinin ateş gücü karşısında Memlük süvarileri tutunamadı, Sultan Kansu savaş meydanında vefat etti. Bu zaferle Halep, Şam, Lübnan ve Kudüs tek kurşun atılmadan Osmanlı adaletine kapılarını açtı; Yavuz Halep Ulu Camii'nde ilk kez "Hâdimü'l-Haremeyni'ş-Şerîfeyn" (Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı) unvanıyla anıldı.
Yavuz Sultan Selim, Sînâ Çölü'nü 13 günde ordusuyla geçerek Kahire önlerindeki Ridâniye'de Memlük ordusunu mağlup etti. Mısır, Suriye, Filistin ve Hicaz Osmanlı idaresine girdi. Son Abbâsî Halifesi III. Mütevekkil hilafet hırkasını ve yetkilerini Yavuz'a devretti. Hırka-i Saâdet, Sancak-ı Şerîf ve Sakal-ı Şerîf gibi Mukaddes Emanetler Topkapı Sarayı'na getirildi. Mekke Şerifi Kâbe'nin anahtarlarını takdim ettiğinde Yavuz 'Hâkimü'l-Haremeyn değil, Hâdimü'l-Haremeyn' (Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı) unvanını benimsedi.
Oruç ve Hızır Reis kardeşler, İspanyol zulmü altındaki Endülüslü mazlumları gemilerle Kuzey Afrika'ya tahliye ederek büyük bir kahramanlık gösterdiler. Oruç Reis'in şehadetinden sonra Hızır Reis, Cezayir halkının ve reislerin ittifakıyla Yavuz Sultan Selim'e bir elçi heyeti göndererek Cezayir Sultanlığı'nı Osmanlı Devleti'ne bağladı. Yavuz, Hayreddin Reis'i Cezayir Beylerbeyi tayin etti.
Fatih Sultan Mehmed'in fethedemediği, Hac ve ticaret gemilerine korsanlık yapan Saint Jean (Hospitalier) şövalyelerinin muhkem Rodos Kalesi; 26 yaşındaki Kanûnî Sultan Süleyman tarafından 400 parçalık donanma ve 100 bin askerle beş ay boyunca kuşatıldı. Yerin altından kazılan onlarca lağım ve topçu ateşiyle surlar aşıldı. Kanûnî, teslim olan şövalyelerin canlarını bağışlayarak adayı terk etmelerine müsaade etti.
Kanunî Sultan Süleyman komutasındaki Osmanlı ordusu, Tuna kıyısındaki Mohaç ovasında zırhlı Macar şövalye ordusuyla karşılaştı. Sahra toplarının birbirine zincirlenmesi ve hilal taktiği sayesinde savaş sadece iki saat gibi rekor bir sürede kesin zaferle neticelendi; Macaristan Krallığı sona erdi ve Budin (Budapeşte) Osmanlı vilayeti oldu.
Safevîlerin işgalindeki Abbâsî hilafet merkezi Bağdat üzerine yürüyen Kanûnî Sultan Süleyman, şehri tek damla kan akıtmadan fethetti. Kanûnî, tahrip edilen İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe'nin türbesini ve Abdülkādir-i Geylânî Külliyesi'ni mermer kubbelerle yeniden imar ettirdi. Büyük şair Fuzûlî, Kanûnî'ye meşhur Bağdat Kasidesi'ni takdim etti.
Papalık, İspanya, Venedik ve Ceneviz donanmalarından oluşan 600 gemilik dev Haçlı armadasına karşı Barbaros Hayreddin Paşa 122 kadırgasıyla Preveze açıklarında savaşa girdi. Rüzgârın kesildiği anda kürekli Türk kadırgalarının çevik manevraları ve üstün top atışlarıyla Andrea Doria'nın donanması dağıtıldı; Haçlı filosu hezimete uğrayarak kaçtı.
Kanûnî Sultan Süleyman, Kudüs-i Şerif'in etrafını bugün hâlâ ayakta duran 4 kilometrelik görkemli surlar ve 7 kapıyla (Şam Kapısı, Yafa Kapısı vb.) tahkim ettirdi. Mescid-i Aksâ ve Kubbetü's-Sahre'yi baştan başa restore ettirdi. Eşi Hürrem Sultan ise Mescid-i Aksâ yakınında kurduğu devasa imarethaneyle her gün binlerce yoksula, talebeye ve yolcuya din farkı gözetmeksizin ücretsiz sıcak çorba ve ekmek dağıttırdı.
Devşirme ocağından yetişip Başmimarlığa yükselen Sinan, 400'e yakın şaheserle İslâm kubbe mimarisini zirveye taşıdı. İstanbul'da kalfalık eseri 'Süleymaniye Külliyesi'ni inşa etti; hava akımıyla kandil islerini toplayıp mürekkep yapan is odası ve akustik dehasıyla dünyayı büyüledi. 80 yaşında Edirne'de inşa ettiği ustalık eseri 'Selimiye Camii', tek kubbesi ve dört narin minaresiyle insanlık mimarlık tarihinin erişilmez zirvesi kabul edildi.
Haliç'e nazır bir tepede inşa edilen Süleymaniye; cami, dört yüksek medrese, tıp medresesi, dârüşşifa, dârülhadis, kütüphane, imarethane, tabhâne ve hamamdan oluşan devasa bir ilim ve sosyal dayanışma sitesidir. Sinan, kubbenin akustiğini sağlamak için içi boş 64 küp yerleştirmiş; yüzlerce kandilin isini hava akımıyla bir odaya toplayarak bu isten hattatlar için mürekkep üreten eşsiz bir havalandırma sistemi kurmuştur.
İspanya, Venedik, Papalık, Ceneviz ve Malta Şövalyelerinden oluşan 120 gemilik devasa Haçlı birleşik donanması Cerbe Adası'nı kuşattı. Piyâle Paşa ve Turgut Reis kumandasındaki Osmanlı donanması ani bir taarruzla Haçlı filosunu kuşattı. Birkaç saat içinde 60'tan fazla düşman gemisi batırıldı veya zaptedildi; Haçlı başkumandanı Doria kaçtı.
72 yaşında, ağır nikris (gut) hastası olan Kanûnî Sultan Süleyman; arabayla ve at sırtında 13. ve son cihan seferine çıktı. Sarp bataklıklarla çevrili Zigetvar Kalesi kuşatıldı. Kanûnî, kalenin fethinden birkaç saat önce otağ-ı hümayununda secdede vefat etti. Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa ordunun morali bozulmasın diye padişahın vefatını fetihten sonraya kadar gizledi.
Doğu Akdeniz ticaretini ve hac yollarını tehdit eden Venedik idaresindeki Kıbrıs Adası fethedildi. Ardından İnebahtı deniz savaşında Osmanlı donanması yakıldı. Venedik elçisine Sokollu Mehmed Paşa tarihe geçen şu cevabı verdi: 'Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu kestik; siz ise donanmamızı yakmakla bizim sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kol yerine gelmez fakat tıraş edilen sakal daha gür biter!' Bir kış içinde eskisinden daha görkemli yeni bir donanma denize indirildi.
Mimar Sinan'ın "Çıraklığımı Şehzade'de, kalfalığımı Süleymaniye'de, ustalığımı ise Selimiye'de tamamladım" buyurduğu başyapıtı 86 yaşında iken tamamlandı. Tek bir kubbe altında toplanan 31.25 metre çapındaki dev kubbesi, sekiz fil ayağına oturtularak iç mekanda sütunsuz ferah bir tevhid mekanı sağlandı. Dört köşedeki üçer şerefeli minarelerin her bir şerefesine birbirini görmeden çıkan üç ayrı merdiven yolu mimarlık dehasının zirvesidir.
Osmanlı başmüneccimi Takiyyüddîn er-Râsıd tarafından Tophane sırtlarında kurulan Dârü'r-Rasadi'l-Cedîd, döneminde Danimarkalı Tycho Brahe'nin rasathanesinden daha üstün aletlerle donatılmıştı. Takiyyüddîn, saniyeleri ölçebilen ilk mekanik astronomi saatini ("eş-Şebeke") ve sekstant aletlerini bizzat icat etti. 1577 kuyruklu yıldızını gözlemleyerek zîc (yıldız kataloğu) cetvellerini yeniledi.
Mimar Sinan'ın talebesi Sedefkâr Mehmed Ağa tarafından inşa edilen mâbed, Osmanlı payitahtının ilk altı minareli selâtin camiidir. İç mekanını süsleyen 20 binden fazla firuze ve mavi İznik çinisi, 260 pencereden süzülen ışık huzmeleri sebebiyle Batı dünyasında "Blue Mosque" (Mavi Cami) olarak şöhret buldu. Temel atma merasiminde genç padişah I. Ahmed eteğinde toprak taşımış, açılış duasını Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri yapmıştır.
Ahi Çelebi Camii'nde gördüğü rüyada heyecandan "Şefaat yâ Resûlallah" yerine "Seyahat yâ Resûlallah" demesiyle başlayan 50 yıllık yolculuk destanı. Osmanlı coğrafyasını, Avrupa'yı, Kafkasları ve Ortadoğu'yu adım adım gezerek 10 ciltlik muazzam Seyahatnâme'sini vücuda getirdi. Gittiği beldelerin dillerini, yemeklerini, mimarisini, folklörünü ve efsanelerini eşsiz bir mizahi üslupla kaydetti.
Yeniçeri isyanları, saray entrikaları ve Venedik ablukası altında devlet uçuruma sürüklenirken 80 yaşındaki Köprülü Mehmed Paşa, padişahtan tam yetki ve şartlı sadaret talep ederek göreve geldi. Disiplini yeniden tesis etti, rüşvet ve liyakatsizliği tasfiye etti. Oğlu Fâzıl Ahmed Paşa ise Uyvar kalesini fethederek "Uyvar önünde bir Türk gibi kuvvetli" deyimini tarihe yazdırdı ve Girit fethini 24 yıllık kuşatmanın ardından tamamladı.
17. yüzyılın büyük allâmesi Kâtib Çelebi, 20 yılı aşkın bir emekle İslâm dünyasında telif edilmiş 14.500 kitabı ve 9.500 müellifi alfabetik olarak tasnif ettiği "Keşfü'z-Zunûn 'an Esâmi'l-Kütüb ve'l-Fünûn" adlı başvuru kaynağını tamamladı. Ayrıca ilk modern Osmanlı coğrafya kitabı olan "Cihannümâ" ve denizcilik tarihi olan "Tuhfetü'l-Kibâr"ı kaleme aldı.
Şeyhülislam'ın dinî kitaplar dışındaki lügat, tarih, coğrafya ve fen kitaplarının basılabileceğine dair fetvası ve Sultan III. Ahmed'in fermanıyla ilk Osmanlı Türk matbaası kuruldu. İlk basılan eser Vankulu Lügati (Sıhâh-ı Cevherî tercümesi) oldu; ardından Kâtip Çelebi'nin Tuhfetü'l-Kibâr ve Cihannümâ eserleri basıldı.
Çeşme Deniz Faciası'nın ardından donanmanın modern matematik, geometri, haritacılık ve seyrisefer ilimleriyle teçhiz edilmesi gayesiyle Kasımpaşa Tersanesi'nde açıldı. Mektepte riyâziye (matematik), hendese (geometri) ve gemi inşa dersleri verildi. Daha sonra Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn (Kara Mühendislik) ile genişletilerek bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi'nin (İTÜ) ve Deniz Harp Okulu'nun nüvesini oluşturdu.
Gülhane Parkı'nda okunan Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümâyunu) ile tüm Osmanlı tebaasının can, mal, ırz güvenliği kanun teminatı altına alındı; vergi adaleti ve rüşvetin önlenmesi hükme bağlandı. Padişah kendi iradesinin üstünde kanun hâkimiyetini kabul etti.
Büyük allâme ve devlet adamı Ahmed Cevdet Paşa başkanlığındaki ilim heyeti, Hanefî fıkhının muamelat (borçlar, eşya, yargılama hukuku) ahkâmını modern kanun maddeleri halinde 1851 madde olarak kodifiye etti. Girişteki ilk 99 genel fıkıh kaidesi («Zarar izâle olunur», «Def'-i mefâsid celb-i menâfi'den evlâdır», «Berâet-i zimmet asıldır») evrensel hukuk şaheseridir.
93 Harbi'nde Tuna'yı aşan yüz binlerce kişilik Rus ve Rumen ordularına karşı Plevne kasabasında toprak tabyalar inşa eden Gazi Osman Paşa, üç büyük Rus genel taarruzunu püskürterek düşmana on binlerce zayiat verdirdi. 145 gün boyunca açlık ve cephanesizlik içinde şehri savunan Osman Paşa, nihayet yarma harekâtında yaralanınca esir düştü. Rus Çarı II. Aleksandr onun kılıcını iade ederek askerî dehası önünde selam durdu.
Mecelle'nin mimarı Ahmed Cevdet Paşa, Encümen-i Dâniş kararıyla 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan 1826 Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılışına kadar olan dönemi 12 devasa ciltte tahlil etti. İbn Haldun'un umran nazariyesini Osmanlı tarihine tatbik eden Cevdet Paşa, olayları kuru bir vak'anüvis kaydı yerine sebep-sonuç ilişkileri, devlet felsefesi ve sosyolojik dinamiklerle ele aldı.
Sultan II. Abdülhamid'in şahsi servetinden ve halktan toplanan teberrûlarla Okmeydanı'nda temeli atılan Dârülaceze; sokakta kalmış kimsesizleri, yaşlıları, engellileri ve yetimleri barındırmak için kuruldu. Külliyenin bahçesinde aynı anda bir cami, bir kilise ve bir havra inşa edilerek dünyada eşi benzeri olmayan bir hoşgörü ve merhamet tablosu sergilendi.
Sultan II. Abdülhamid, hiçbir yabancı sermaye ve borç almadan tamamen dünya Müslümanlarının bağışlarıyla Şam ile Medine arasında 1464 kilometrelik Hicaz Demiryolu'nu inşa ettirdi. Hac yolculuğu 40 günden 4 güne indirildi. Medine'ye yaklaşıldığında rayların altına keçe döşenerek Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) rûhâniyeti gürültüyle rahatsız edilmemesi emredildi.
Sultan II. Abdülhamid'in cülûsunun 25. yıldönümünde Beyazıt meydanında kurulan Dârülfünûn-ı Şâhâne; Ulûm-ı Âliye-i Dîniyye (İlahiyat), Edebiyat, Riyâziye ve Tabiiyye (Fen Bilimleri) ve Hukuk fakülteleriyle modern üniversite yapısına kavuştu. İslam dünyasının dört bir yanından gelen talebelere Doğu ve Batı ilimlerini sentezleyen bir müfredat sunuldu.
Şam'dan Medine'ye kadar 1.464 kilometrelik çöl hattı, hiçbir yabancı sermaye ve borç alınmaksızın tamamen dünya Müslümanlarının teberrûlarıyla 8 yıl gibi rekor bir sürede inşa edildi. Sultan II. Abdülhamid'in emriyle, Medine-i Münevvere hududuna girildiğinde trenlerin ve rayların gürültüsü Fahr-i Kâinât Efendimiz'in (s.a.v.) mübarek ruhaniyetini rahatsız etmesin diye rayların altına keçe döşendi ve lokomotiflerin düdük çalması yasaklandı.
Dönemin en gelişmiş donanmalarıyla payitaht İstanbul'u işgal etmek isteyen İtilaf devletlerine karşı 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazı geçilmez kılındı. Karada Mehmetçik sarsılmaz imanıyla siperlerde 'Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi' mısrasını hak eden bir kahramanlık sergiledi. Yaralı düşman askerini kucağında taşıyan asil ahlak tüm dünyaya insanlık dersi verdi.
I. Dünya Savaşı'nda Bağdat'ı işgal etmek için ilerleyen İngiliz ordusu Selmân-ı Pâk'ta durdurulduktan sonra Kût kasabasında beş ay boyunca muhasara altına alındı. İngilizlerin rüşvet tekliflerini ve takviye tümenlerini bertaraf eden Halil Kut Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, 29 Nisan 1916'da General Townshend dahil 5'i general 13.300 kişilik dev İngiliz tümenini kayıtsız şartsız esir aldı.
İngilizlerin kışkırttığı isyancılara ve kuşatmaya karşı Medine'yi tam 2 yıl 7 ay boyunca savunan Fahreddin Paşa; tren yolu havaya uçurulduğunda askerleriyle birlikte çöl çekirgeleri yiyerek direndi. Mukaddes Emanetleri özel bir trenle İstanbul'a kaçırarak yağmalanmaktan kurtardı. Mescid-i Nebevî'de Efendimiz'in kabri önünde kılıcını çekerek: 'Yâ Resûlallah! Seni asla terk etmeyeceğiz! İngilizlere teslim olmaktansa Mescid-i Nebevî'yi üzerimize yıkar, altında can veririz!' diye yemin etti. İstanbul hükümetinin teslim emirlerine aylarca direndi.
Senûsî dervişi ve Kur'an muallimi olan 70 yaşındaki Ömer Muhtar, İtalyan faşist işgaline karşı 20 yıl boyunca at sırtında destansı bir gerilla savaşı yürüttü. Tanklara, uçaklara ve zehirli gazlara karşı bedevi mücahidleriyle İtalyan ordusuna ağır kayıplar verdirdi. Yaralanıp esir düştüğünde İtalyan mahkemesinin af ve teslimiyet teklifini reddetti: "Bizler teslim olmayan bir milletiz. Ya kazanırız ya ölürüz! İdam hükmünüz benden daha uzun yaşayamaz!" diyerek darağacında şehadete yürüdü.
Son devir Osmanlı ulemasından, fıkıh ve mantık allâmesi Elmalılı Hamdi Efendi'nin 12 yıllık insanüstü bir gayretle kaleme aldığı 9 ciltlik "Hak Dini Kur'an Dili", Cumhuriyet döneminin en kapsamlı ilmî tefsiridir. Eserde klasik rivayet ve dirayet tefsirleri harmanlanırken modern fen bilimleri, felsefe akımları (pozitivizm, maddecilik) ve sosyolojik meseleler Kur'an nassları ışığında tahlil edildi.
Eski İstanbul Müftüsü ve Diyanet İşleri Başkanı Ömer Nasuhi Bilmen tarafından kaleme alınan eser; itikat, taharet, namaz, oruç, zekat, hac, kurban ve helal-haram bahislerini Hanefî fıkhının en muteber kaynakları ışığında duru bir Türkçe ve yüksek bir vakarla derledi. Milyonlarca nüsha basılarak Anadolu insanının dinini doğru kaynaklardan öğrenmesinde ve muhafaza etmesinde bir kalkan vazifesi gördü.
Yugoslavya'nın dağılmasıyla Sırp kuşatması ve soykırımı altında kalan Bosna halkının lideri Aliya İzzetbegoviç; hem bir düşünür hem de başkomutan olarak Saraybosna'yı terk etmedi. Kuşatma altındaki tünellerden geçerek cepheyi yönetti; "Doğu ve Batı Arasında İslâm" ve "İslâm Deklarasyonu" eserleriyle İslâm medeniyetinin ahlaki üstünlüğünü savundu. Askerlerine: "Düşmanlarımıza tek bir borcumuz var: Adalet! Bize yapılan zulmü taklit etmeyeceğiz, çünkü biz Müslümanız!" diyerek savaş hukukunun zirvesini sergiledi.
Sosyal Medya Kartı Oluşturucu 1000x1000 PNG