İslâm medeniyetinin kurumsal omurgasını teşkil eden vakıf müessesesini asırlar boyunca devlet başkanlarının dahi keyfî müdahalelerinden koruyan en büyük hukuk kalkanı, ulemânın ittifak ettiği şu meşhur kaidedir: "Şartü'l-vâkıf ke-nassı'ş-Şâri'" (Vakfedenin koyduğu şartlar, din koyucunun âyet ve hadisi gibi bağlayıcıdır).
1. Vakfiyelerin Dokunulmazlığı
Bir Müslüman malını Allah rızâsı için vakfettiğinde ve vakfiyesine kullanım şartlarını (örneğin: "Bu gelirle sadece yetimlerin tahsili karşılansın" veya "Bu kütüphaneden kitaplar dışarı çıkarılmasın") yazdığında; hiçbir padişah, kadı veya mütevelli bu şartı değiştiremez, vakıf malını satamaz veya devredemez.
2. Vakfiyelerin Beddua Cümleleri
Osmanlı ve Selçuklu vakfiyelerinin sonunda yer alan şiddetli ikazlar, bu kamu emanetine el uzatacak zâlimleri ilâhî adaletle uyarır:
"Her kim bu vakfın şartlarını bozar veya gelirlerini başka yere aktarırsa; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun! Âhirette hiçbir mazereti kabul edilmesin!"
— Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya Vakfiyesi
Sonuç: Kurumsal Sürdürülebilirlik
Bu sarsılmaz hukuk güvencesi sayesindedir ki; 600-700 yıl önce kurulan vakıflar, rejimler ve hükümdarlar değişse bile günümüze kadar ayakta kalarak insanlığa hizmet etmeye devam edebilmiştir.
Sosyal Medya Kartı Oluşturucu 1000x1000 PNG