Kârî:
Sûre #43
Mekkî
İniş Sırası: 63
89 Âyet
الزخرف
Zuhruf Sûresi
Anlamı: Altın ve Mücevher
Sûrenin Nüzul Sebebi ve Temel Mesajları (Tefsir Özeti)
▼ Göster / Gizle
Nüzul Ortamı: Zuhruf Sûresi Mekke-i Mükerreme döneminde nâzil olmuştur. Toplam 89 âyet-i kerîmeden müteşekkildir.
Tefsir ve Muhteva: Sûre, adını "Altın ve Mücevher" manasına gelen lafızdan almaktadır. Cenâb-ı Hakk'ın kudretini, mü'minlerin ahlakî mükellefiyetlerini, takvâ ve tevhidi öğütler.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Âyet 1
Cüz 25 • Sayfa 489
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ ﴿1﴾
بِسْمِ
ٱللَّهِ
ٱلرَّحْمَٰنِ
ٱلرَّحِيمِ
حمٓ
Ha, Mim,
Âyet 2
Cüz 25 • Sayfa 489
وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ ﴿2﴾
وَٱلْكِتَٰبِ
ٱلْمُبِينِ
Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.
Âyet 3
Cüz 25 • Sayfa 489
إِنَّا جَعَلْنَٰهُ قُرْءَٰنًا عَرَبِيًّۭا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ﴿3﴾
إِنَّا
جَعَلْنَٰهُ
قُرْءَٰنًا
عَرَبِيًّۭا
لَّعَلَّكُمْ
تَعْقِلُونَ
Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.
Âyet 4
Cüz 25 • Sayfa 489
وَإِنَّهُۥ فِىٓ أُمِّ ٱلْكِتَٰبِ لَدَيْنَا لَعَلِىٌّ حَكِيمٌ ﴿4﴾
وَإِنَّهُۥ
فِىٓ
أُمِّ
ٱلْكِتَٰبِ
لَدَيْنَا
لَعَلِىٌّ
حَكِيمٌ
Şüphesiz o, Bizim katımızda Ana Kitap'ta mevcut, yüce ve hikmet dolu bir Kitap'dır.
Âyet 5
Cüz 25 • Sayfa 489
أَفَنَضْرِبُ عَنكُمُ ٱلذِّكْرَ صَفْحًا أَن كُنتُمْ قَوْمًۭا مُّسْرِفِينَ ﴿5﴾
أَفَنَضْرِبُ
عَنكُمُ
ٱلذِّكْرَ
صَفْحًا
أَن
كُنتُمْ
قَوْمًۭا
مُّسْرِفِينَ
Ey inkarcılar! Aşırı giden kimselersiniz diye sizi Kuran'la uyarmaktan vaz mı geçelim?
Âyet 6
Cüz 25 • Sayfa 489
وَكَمْ أَرْسَلْنَا مِن نَّبِىٍّۢ فِى ٱلْأَوَّلِينَ ﴿6﴾
وَكَمْ
أَرْسَلْنَا
مِن
نَّبِىٍّۢ
فِى
ٱلْأَوَّلِينَ
Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir.
Âyet 7
Cüz 25 • Sayfa 489
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن نَّبِىٍّ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ ﴿7﴾
وَمَا
يَأْتِيهِم
مِّن
نَّبِىٍّ
إِلَّا
كَانُوا۟
بِهِۦ
يَسْتَهْزِءُونَ
Kendilerine gelen her peygamberi onlar mutlaka alaya alırlardı.
Âyet 8
Cüz 25 • Sayfa 489
فَأَهْلَكْنَآ أَشَدَّ مِنْهُم بَطْشًۭا وَمَضَىٰ مَثَلُ ٱلْأَوَّلِينَ ﴿8﴾
فَأَهْلَكْنَآ
أَشَدَّ
مِنْهُم
بَطْشًۭا
وَمَضَىٰ
مَثَلُ
ٱلْأَوَّلِينَ
Bunun için Biz de, bunlardan daha kuvvetli olanları yok etmişizdir. Öncekilere dair nice misaller geçmiştir.
Âyet 9
Cüz 25 • Sayfa 489
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ ٱلْعَزِيزُ ٱلْعَلِيمُ ﴿9﴾
وَلَئِن
سَأَلْتَهُم
مَّنْ
خَلَقَ
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضَ
لَيَقُولُنَّ
خَلَقَهُنَّ
ٱلْعَزِيزُ
ٱلْعَلِيمُ
And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Onları güçlü olan, her şeyi bilen yaratmıştır" derler.
Âyet 10
Cüz 25 • Sayfa 489
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ مَهْدًۭا وَجَعَلَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًۭا لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ ﴿10﴾
ٱلَّذِى
جَعَلَ
لَكُمُ
ٱلْأَرْضَ
مَهْدًۭا
وَجَعَلَ
لَكُمْ
فِيهَا
سُبُلًۭا
لَّعَلَّكُمْ
تَهْتَدُونَ
O, size yeri beşik kılmış ve orada, doğru gidesiniz diye yollar var etmiştir.
Âyet 11
Cüz 25 • Sayfa 490
وَٱلَّذِى نَزَّلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍۢ فَأَنشَرْنَا بِهِۦ بَلْدَةًۭ مَّيْتًۭا ۚ كَذَٰلِكَ تُخْرَجُونَ ﴿11﴾
وَٱلَّذِى
نَزَّلَ
مِنَ
ٱلسَّمَآءِ
مَآءًۢ
بِقَدَرٍۢ
فَأَنشَرْنَا
بِهِۦ
بَلْدَةًۭ
مَّيْتًۭا
ۚ
كَذَٰلِكَ
تُخْرَجُونَ
O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz. İşte siz de böyle diriltileceksiniz.
Âyet 12
Cüz 25 • Sayfa 490
وَٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلْفُلْكِ وَٱلْأَنْعَٰمِ مَا تَرْكَبُونَ ﴿12﴾
وَٱلَّذِى
خَلَقَ
ٱلْأَزْوَٰجَ
كُلَّهَا
وَجَعَلَ
لَكُم
مِّنَ
ٱلْفُلْكِ
وَٱلْأَنْعَٰمِ
مَا
تَرْكَبُونَ
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
Âyet 13
Cüz 25 • Sayfa 490
لِتَسْتَوُۥا۟ عَلَىٰ ظُهُورِهِۦ ثُمَّ تَذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا ٱسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا۟ سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَنَا هَٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُۥ مُقْرِنِينَ ﴿13﴾
لِتَسْتَوُۥا۟
عَلَىٰ
ظُهُورِهِۦ
ثُمَّ
تَذْكُرُوا۟
نِعْمَةَ
رَبِّكُمْ
إِذَا
ٱسْتَوَيْتُمْ
عَلَيْهِ
وَتَقُولُوا۟
سُبْحَٰنَ
ٱلَّذِى
سَخَّرَ
لَنَا
هَٰذَا
وَمَا
كُنَّا
لَهُۥ
مُقْرِنِينَ
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
Âyet 14
Cüz 25 • Sayfa 490
وَإِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ ﴿14﴾
وَإِنَّآ
إِلَىٰ
رَبِّنَا
لَمُنقَلِبُونَ
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
Âyet 15
Cüz 25 • Sayfa 490
وَجَعَلُوا۟ لَهُۥ مِنْ عِبَادِهِۦ جُزْءًا ۚ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ لَكَفُورٌۭ مُّبِينٌ ﴿15﴾
وَجَعَلُوا۟
لَهُۥ
مِنْ
عِبَادِهِۦ
جُزْءًا
ۚ
إِنَّ
ٱلْإِنسَٰنَ
لَكَفُورٌۭ
مُّبِينٌ
Ama inkarcılar O'na çocuk isnat ettiler. İnsan gerçekten apaçık nankördür.
Âyet 16
Cüz 25 • Sayfa 490
أَمِ ٱتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍۢ وَأَصْفَىٰكُم بِٱلْبَنِينَ ﴿16﴾
أَمِ
ٱتَّخَذَ
مِمَّا
يَخْلُقُ
بَنَاتٍۢ
وَأَصْفَىٰكُم
بِٱلْبَنِينَ
Demek O yarattıkları arasından kızları kendisine alıp da oğulları size verdi öyle mi?
Âyet 17
Cüz 25 • Sayfa 490
وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُم بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمَٰنِ مَثَلًۭا ظَلَّ وَجْهُهُۥ مُسْوَدًّۭا وَهُوَ كَظِيمٌ ﴿17﴾
وَإِذَا
بُشِّرَ
أَحَدُهُم
بِمَا
ضَرَبَ
لِلرَّحْمَٰنِ
مَثَلًۭا
ظَلَّ
وَجْهُهُۥ
مُسْوَدًّۭا
وَهُوَ
كَظِيمٌ
Ama Rahman olan Allah'a isnat ettiği kız evlat kendilerinden birine müjdelenince, o kimsenin içi gayzla dolarak yüzü simsiyah kesilir.
Âyet 18
Cüz 25 • Sayfa 490
أَوَمَن يُنَشَّؤُا۟ فِى ٱلْحِلْيَةِ وَهُوَ فِى ٱلْخِصَامِ غَيْرُ مُبِينٍۢ ﴿18﴾
أَوَمَن
يُنَشَّؤُا۟
فِى
ٱلْحِلْيَةِ
وَهُوَ
فِى
ٱلْخِصَامِ
غَيْرُ
مُبِينٍۢ
Demek, süs içinde yetiştirilecek de çekişmeyi beceremeyecek olanı Allah'a değil mi?
Âyet 19
Cüz 25 • Sayfa 490
وَجَعَلُوا۟ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ ٱلَّذِينَ هُمْ عِبَٰدُ ٱلرَّحْمَٰنِ إِنَٰثًا ۚ أَشَهِدُوا۟ خَلْقَهُمْ ۚ سَتُكْتَبُ شَهَٰدَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ ﴿19﴾
وَجَعَلُوا۟
ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ
ٱلَّذِينَ
هُمْ
عِبَٰدُ
ٱلرَّحْمَٰنِ
إِنَٰثًا
ۚ
أَشَهِدُوا۟
خَلْقَهُمْ
ۚ
سَتُكْتَبُ
شَهَٰدَتُهُمْ
وَيُسْـَٔلُونَ
Onlar, Rahman olan Allah'ın kulları melekleri de dişi saydılar. Yaratılışlarını mı görmüşler? Onların bu şahidlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
Âyet 20
Cüz 25 • Sayfa 490
وَقَالُوا۟ لَوْ شَآءَ ٱلرَّحْمَٰنُ مَا عَبَدْنَٰهُم ۗ مَّا لَهُم بِذَٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ ﴿20﴾
وَقَالُوا۟
لَوْ
شَآءَ
ٱلرَّحْمَٰنُ
مَا
عَبَدْنَٰهُم
ۗ
مَّا
لَهُم
بِذَٰلِكَ
مِنْ
عِلْمٍ
ۖ
إِنْ
هُمْ
إِلَّا
يَخْرُصُونَ
"Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz bunlara kulluk etmezdik" derler. Buna dair bir bilgileri yoktur; onlar sadece vehimde bulunuyorlar.
Âyet 21
Cüz 25 • Sayfa 490
أَمْ ءَاتَيْنَٰهُمْ كِتَٰبًۭا مِّن قَبْلِهِۦ فَهُم بِهِۦ مُسْتَمْسِكُونَ ﴿21﴾
أَمْ
ءَاتَيْنَٰهُمْ
كِتَٰبًۭا
مِّن
قَبْلِهِۦ
فَهُم
بِهِۦ
مُسْتَمْسِكُونَ
Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı bağlanıyorlar?
Âyet 22
Cüz 25 • Sayfa 490
بَلْ قَالُوٓا۟ إِنَّا وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا عَلَىٰٓ أُمَّةٍۢ وَإِنَّا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم مُّهْتَدُونَ ﴿22﴾
بَلْ
قَالُوٓا۟
إِنَّا
وَجَدْنَآ
ءَابَآءَنَا
عَلَىٰٓ
أُمَّةٍۢ
وَإِنَّا
عَلَىٰٓ
ءَاثَٰرِهِم
مُّهْتَدُونَ
Hayır; "Doğrusu Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinden gitmekteyiz" derler.
Âyet 23
Cüz 25 • Sayfa 491
وَكَذَٰلِكَ مَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى قَرْيَةٍۢ مِّن نَّذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَآ إِنَّا وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا عَلَىٰٓ أُمَّةٍۢ وَإِنَّا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم مُّقْتَدُونَ ﴿23﴾
وَكَذَٰلِكَ
مَآ
أَرْسَلْنَا
مِن
قَبْلِكَ
فِى
قَرْيَةٍۢ
مِّن
نَّذِيرٍ
إِلَّا
قَالَ
مُتْرَفُوهَآ
إِنَّا
وَجَدْنَآ
ءَابَآءَنَا
عَلَىٰٓ
أُمَّةٍۢ
وَإِنَّا
عَلَىٰٓ
ءَاثَٰرِهِم
مُّقْتَدُونَ
Senden önce, herhangi bir şehre gönderdiğimiz uyarıcıya, şımarık varlıklıları sadece: "Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz" dediler.
Âyet 24
Cüz 25 • Sayfa 491
۞ قَٰلَ أَوَلَوْ جِئْتُكُم بِأَهْدَىٰ مِمَّا وَجَدتُّمْ عَلَيْهِ ءَابَآءَكُمْ ۖ قَالُوٓا۟ إِنَّا بِمَآ أُرْسِلْتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ ﴿24﴾
۞
قَٰلَ
أَوَلَوْ
جِئْتُكُم
بِأَهْدَىٰ
مِمَّا
وَجَدتُّمْ
عَلَيْهِ
ءَابَآءَكُمْ
ۖ
قَالُوٓا۟
إِنَّا
بِمَآ
أُرْسِلْتُم
بِهِۦ
كَٰفِرُونَ
Gönderilen uyarıcı: "Eğer size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş isem de mi bana uymazsınız?" dedi. Onlar: "Doğrusu sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz" dediler.
Âyet 25
Cüz 25 • Sayfa 491
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ ۖ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُكَذِّبِينَ ﴿25﴾
فَٱنتَقَمْنَا
مِنْهُمْ
ۖ
فَٱنظُرْ
كَيْفَ
كَانَ
عَٰقِبَةُ
ٱلْمُكَذِّبِينَ
Bunun üzerine Biz de onlardan öç aldık. Yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Âyet 26
Cüz 25 • Sayfa 491
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِيمُ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦٓ إِنَّنِى بَرَآءٌۭ مِّمَّا تَعْبُدُونَ ﴿26﴾
وَإِذْ
قَالَ
إِبْرَٰهِيمُ
لِأَبِيهِ
وَقَوْمِهِۦٓ
إِنَّنِى
بَرَآءٌۭ
مِّمَّا
تَعْبُدُونَ
İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."
Âyet 27
Cüz 25 • Sayfa 491
إِلَّا ٱلَّذِى فَطَرَنِى فَإِنَّهُۥ سَيَهْدِينِ ﴿27﴾
إِلَّا
ٱلَّذِى
فَطَرَنِى
فَإِنَّهُۥ
سَيَهْدِينِ
İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."
Âyet 28
Cüz 25 • Sayfa 491
وَجَعَلَهَا كَلِمَةًۢ بَاقِيَةًۭ فِى عَقِبِهِۦ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ﴿28﴾
وَجَعَلَهَا
كَلِمَةًۢ
بَاقِيَةًۭ
فِى
عَقِبِهِۦ
لَعَلَّهُمْ
يَرْجِعُونَ
İbrahim ardından geleceklere bu sözü, devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler.
Âyet 29
Cüz 25 • Sayfa 491
بَلْ مَتَّعْتُ هَٰٓؤُلَآءِ وَءَابَآءَهُمْ حَتَّىٰ جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ وَرَسُولٌۭ مُّبِينٌۭ ﴿29﴾
بَلْ
مَتَّعْتُ
هَٰٓؤُلَآءِ
وَءَابَآءَهُمْ
حَتَّىٰ
جَآءَهُمُ
ٱلْحَقُّ
وَرَسُولٌۭ
مُّبِينٌۭ
Hayır; Ben bunları ve babalarını gerçek ve onu açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim.
Âyet 30
Cüz 25 • Sayfa 491
وَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ قَالُوا۟ هَٰذَا سِحْرٌۭ وَإِنَّا بِهِۦ كَٰفِرُونَ ﴿30﴾
وَلَمَّا
جَآءَهُمُ
ٱلْحَقُّ
قَالُوا۟
هَٰذَا
سِحْرٌۭ
وَإِنَّا
بِهِۦ
كَٰفِرُونَ
Gerçek kendilerine geldiği zaman: "Bu bir büyüdür. Doğrusu biz onu inkar ediyoruz" dediler.
Âyet 31
Cüz 25 • Sayfa 491
وَقَالُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانُ عَلَىٰ رَجُلٍۢ مِّنَ ٱلْقَرْيَتَيْنِ عَظِيمٍ ﴿31﴾
وَقَالُوا۟
لَوْلَا
نُزِّلَ
هَٰذَا
ٱلْقُرْءَانُ
عَلَىٰ
رَجُلٍۢ
مِّنَ
ٱلْقَرْيَتَيْنِ
عَظِيمٍ
"Bu Kuran, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.
Âyet 32
Cüz 25 • Sayfa 491
أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَ ۚ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُم مَّعِيشَتَهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۚ وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍۢ دَرَجَٰتٍۢ لِّيَتَّخِذَ بَعْضُهُم بَعْضًۭا سُخْرِيًّۭا ۗ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌۭ مِّمَّا يَجْمَعُونَ ﴿32﴾
أَهُمْ
يَقْسِمُونَ
رَحْمَتَ
رَبِّكَ
ۚ
نَحْنُ
قَسَمْنَا
بَيْنَهُم
مَّعِيشَتَهُمْ
فِى
ٱلْحَيَوٰةِ
ٱلدُّنْيَا
ۚ
وَرَفَعْنَا
بَعْضَهُمْ
فَوْقَ
بَعْضٍۢ
دَرَجَٰتٍۢ
لِّيَتَّخِذَ
بَعْضُهُم
بَعْضًۭا
سُخْرِيًّۭا
ۗ
وَرَحْمَتُ
رَبِّكَ
خَيْرٌۭ
مِّمَّا
يَجْمَعُونَ
Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir.
Âyet 33
Cüz 25 • Sayfa 491
وَلَوْلَآ أَن يَكُونَ ٱلنَّاسُ أُمَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ لَّجَعَلْنَا لِمَن يَكْفُرُ بِٱلرَّحْمَٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفًۭا مِّن فِضَّةٍۢ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَ ﴿33﴾
وَلَوْلَآ
أَن
يَكُونَ
ٱلنَّاسُ
أُمَّةًۭ
وَٰحِدَةًۭ
لَّجَعَلْنَا
لِمَن
يَكْفُرُ
بِٱلرَّحْمَٰنِ
لِبُيُوتِهِمْ
سُقُفًۭا
مِّن
فِضَّةٍۢ
وَمَعَارِجَ
عَلَيْهَا
يَظْهَرُونَ
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
Âyet 34
Cüz 25 • Sayfa 492
وَلِبُيُوتِهِمْ أَبْوَٰبًۭا وَسُرُرًا عَلَيْهَا يَتَّكِـُٔونَ ﴿34﴾
وَلِبُيُوتِهِمْ
أَبْوَٰبًۭا
وَسُرُرًا
عَلَيْهَا
يَتَّكِـُٔونَ
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
Âyet 35
Cüz 25 • Sayfa 492
وَزُخْرُفًۭا ۚ وَإِن كُلُّ ذَٰلِكَ لَمَّا مَتَٰعُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۚ وَٱلْءَاخِرَةُ عِندَ رَبِّكَ لِلْمُتَّقِينَ ﴿35﴾
وَزُخْرُفًۭا
ۚ
وَإِن
كُلُّ
ذَٰلِكَ
لَمَّا
مَتَٰعُ
ٱلْحَيَوٰةِ
ٱلدُّنْيَا
ۚ
وَٱلْءَاخِرَةُ
عِندَ
رَبِّكَ
لِلْمُتَّقِينَ
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
Âyet 36
Cüz 25 • Sayfa 492
وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ ٱلرَّحْمَٰنِ نُقَيِّضْ لَهُۥ شَيْطَٰنًۭا فَهُوَ لَهُۥ قَرِينٌۭ ﴿36﴾
وَمَن
يَعْشُ
عَن
ذِكْرِ
ٱلرَّحْمَٰنِ
نُقَيِّضْ
لَهُۥ
شَيْطَٰنًۭا
فَهُوَ
لَهُۥ
قَرِينٌۭ
Rahman olan Allah'ı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz.
Âyet 37
Cüz 25 • Sayfa 492
وَإِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ ﴿37﴾
وَإِنَّهُمْ
لَيَصُدُّونَهُمْ
عَنِ
ٱلسَّبِيلِ
وَيَحْسَبُونَ
أَنَّهُم
مُّهْتَدُونَ
Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkorlar, bunlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar.
Âyet 38
Cüz 25 • Sayfa 492
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَنَا قَالَ يَٰلَيْتَ بَيْنِى وَبَيْنَكَ بُعْدَ ٱلْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ ٱلْقَرِينُ ﴿38﴾
حَتَّىٰٓ
إِذَا
جَآءَنَا
قَالَ
يَٰلَيْتَ
بَيْنِى
وَبَيْنَكَ
بُعْدَ
ٱلْمَشْرِقَيْنِ
فَبِئْسَ
ٱلْقَرِينُ
Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.
Âyet 39
Cüz 25 • Sayfa 492
وَلَن يَنفَعَكُمُ ٱلْيَوْمَ إِذ ظَّلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ﴿39﴾
وَلَن
يَنفَعَكُمُ
ٱلْيَوْمَ
إِذ
ظَّلَمْتُمْ
أَنَّكُمْ
فِى
ٱلْعَذَابِ
مُشْتَرِكُونَ
Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.
Âyet 40
Cüz 25 • Sayfa 492
أَفَأَنتَ تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ أَوْ تَهْدِى ٱلْعُمْىَ وَمَن كَانَ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ ﴿40﴾
أَفَأَنتَ
تُسْمِعُ
ٱلصُّمَّ
أَوْ
تَهْدِى
ٱلْعُمْىَ
وَمَن
كَانَ
فِى
ضَلَٰلٍۢ
مُّبِينٍۢ
Sağırlara sen mi duyuracaksın? Yoksa körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi eriştireceksin?
Âyet 41
Cüz 25 • Sayfa 492
فَإِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَإِنَّا مِنْهُم مُّنتَقِمُونَ ﴿41﴾
فَإِمَّا
نَذْهَبَنَّ
بِكَ
فَإِنَّا
مِنْهُم
مُّنتَقِمُونَ
Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.
Âyet 42
Cüz 25 • Sayfa 492
أَوْ نُرِيَنَّكَ ٱلَّذِى وَعَدْنَٰهُمْ فَإِنَّا عَلَيْهِم مُّقْتَدِرُونَ ﴿42﴾
أَوْ
نُرِيَنَّكَ
ٱلَّذِى
وَعَدْنَٰهُمْ
فَإِنَّا
عَلَيْهِم
مُّقْتَدِرُونَ
Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.
Âyet 43
Cüz 25 • Sayfa 492
فَٱسْتَمْسِكْ بِٱلَّذِىٓ أُوحِىَ إِلَيْكَ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ ﴿43﴾
فَٱسْتَمْسِكْ
بِٱلَّذِىٓ
أُوحِىَ
إِلَيْكَ
ۖ
إِنَّكَ
عَلَىٰ
صِرَٰطٍۢ
مُّسْتَقِيمٍۢ
Sana vahyolunana sarıl, sen, şüphesiz doğru yol üzerindesin.
Âyet 44
Cüz 25 • Sayfa 492
وَإِنَّهُۥ لَذِكْرٌۭ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ ۖ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ ﴿44﴾
وَإِنَّهُۥ
لَذِكْرٌۭ
لَّكَ
وَلِقَوْمِكَ
ۖ
وَسَوْفَ
تُسْـَٔلُونَ
Doğrusu bu Kuran sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız.
Âyet 45
Cüz 25 • Sayfa 492
وَسْـَٔلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رُّسُلِنَآ أَجَعَلْنَا مِن دُونِ ٱلرَّحْمَٰنِ ءَالِهَةًۭ يُعْبَدُونَ ﴿45﴾
وَسْـَٔلْ
مَنْ
أَرْسَلْنَا
مِن
قَبْلِكَ
مِن
رُّسُلِنَآ
أَجَعَلْنَا
مِن
دُونِ
ٱلرَّحْمَٰنِ
ءَالِهَةًۭ
يُعْبَدُونَ
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor; Biz, Rahman olan Allah'tan başka, kulluk edilecek tanrılar meşru kılmış mıyız?
Âyet 46
Cüz 25 • Sayfa 492
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَقَالَ إِنِّى رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ﴿46﴾
وَلَقَدْ
أَرْسَلْنَا
مُوسَىٰ
بِـَٔايَٰتِنَآ
إِلَىٰ
فِرْعَوْنَ
وَمَلَإِي۟هِۦ
فَقَالَ
إِنِّى
رَسُولُ
رَبِّ
ٱلْعَٰلَمِينَ
And olsun ki Biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve erkanına göndermiştik, "Şüphesiz ben, Alemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti.
Âyet 47
Cüz 25 • Sayfa 492
فَلَمَّا جَآءَهُم بِـَٔايَٰتِنَآ إِذَا هُم مِّنْهَا يَضْحَكُونَ ﴿47﴾
فَلَمَّا
جَآءَهُم
بِـَٔايَٰتِنَآ
إِذَا
هُم
مِّنْهَا
يَضْحَكُونَ
Onlara mucizelerimizi getirdiği zaman, bunlara gülüvermişlerdi.
Âyet 48
Cüz 25 • Sayfa 493
وَمَا نُرِيهِم مِّنْ ءَايَةٍ إِلَّا هِىَ أَكْبَرُ مِنْ أُخْتِهَا ۖ وَأَخَذْنَٰهُم بِٱلْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ﴿48﴾
وَمَا
نُرِيهِم
مِّنْ
ءَايَةٍ
إِلَّا
هِىَ
أَكْبَرُ
مِنْ
أُخْتِهَا
ۖ
وَأَخَذْنَٰهُم
بِٱلْعَذَابِ
لَعَلَّهُمْ
يَرْجِعُونَ
Onlara gösterdiğimiz her mucize diğerinden daha büyüktü; doğru yola dönmeleri için onları azaba uğrattık.
Âyet 49
Cüz 25 • Sayfa 493
وَقَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَ ٱلسَّاحِرُ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ إِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ ﴿49﴾
وَقَالُوا۟
يَٰٓأَيُّهَ
ٱلسَّاحِرُ
ٱدْعُ
لَنَا
رَبَّكَ
بِمَا
عَهِدَ
عِندَكَ
إِنَّنَا
لَمُهْتَدُونَ
"Ey Sihirbaz! Sana verdiği ahde göre Rabbine bizim için yalvar da doğru yola erişelim" dediler.
Âyet 50
Cüz 25 • Sayfa 493
فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ ٱلْعَذَابَ إِذَا هُمْ يَنكُثُونَ ﴿50﴾
فَلَمَّا
كَشَفْنَا
عَنْهُمُ
ٱلْعَذَابَ
إِذَا
هُمْ
يَنكُثُونَ
Ama, azabı üzerlerinden kaldırdığımızda hemen sözlerinden döndüler.
Âyet 51
Cüz 25 • Sayfa 493
وَنَادَىٰ فِرْعَوْنُ فِى قَوْمِهِۦ قَالَ يَٰقَوْمِ أَلَيْسَ لِى مُلْكُ مِصْرَ وَهَٰذِهِ ٱلْأَنْهَٰرُ تَجْرِى مِن تَحْتِىٓ ۖ أَفَلَا تُبْصِرُونَ ﴿51﴾
وَنَادَىٰ
فِرْعَوْنُ
فِى
قَوْمِهِۦ
قَالَ
يَٰقَوْمِ
أَلَيْسَ
لِى
مُلْكُ
مِصْرَ
وَهَٰذِهِ
ٱلْأَنْهَٰرُ
تَجْرِى
مِن
تَحْتِىٓ
ۖ
أَفَلَا
تُبْصِرُونَ
Firavun, milletine şöyle seslendi: "Ey milletim! Mısır hükümdarlığı ve memleketimde akan bu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?"
Âyet 52
Cüz 25 • Sayfa 493
أَمْ أَنَا۠ خَيْرٌۭ مِّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى هُوَ مَهِينٌۭ وَلَا يَكَادُ يُبِينُ ﴿52﴾
أَمْ
أَنَا۠
خَيْرٌۭ
مِّنْ
هَٰذَا
ٱلَّذِى
هُوَ
مَهِينٌۭ
وَلَا
يَكَادُ
يُبِينُ
"Yahut, ben zavallı ve nerdeyse konuşamayan bu kimseden daha üstün değil miyim?"
Âyet 53
Cüz 25 • Sayfa 493
فَلَوْلَآ أُلْقِىَ عَلَيْهِ أَسْوِرَةٌۭ مِّن ذَهَبٍ أَوْ جَآءَ مَعَهُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ مُقْتَرِنِينَ ﴿53﴾
فَلَوْلَآ
أُلْقِىَ
عَلَيْهِ
أَسْوِرَةٌۭ
مِّن
ذَهَبٍ
أَوْ
جَآءَ
مَعَهُ
ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ
مُقْتَرِنِينَ
"Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardım edecek melekler gelmeli değil mi?"
Âyet 54
Cüz 25 • Sayfa 493
فَٱسْتَخَفَّ قَوْمَهُۥ فَأَطَاعُوهُ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًۭا فَٰسِقِينَ ﴿54﴾
فَٱسْتَخَفَّ
قَوْمَهُۥ
فَأَطَاعُوهُ
ۚ
إِنَّهُمْ
كَانُوا۟
قَوْمًۭا
فَٰسِقِينَ
Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti.
Âyet 55
Cüz 25 • Sayfa 493
فَلَمَّآ ءَاسَفُونَا ٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَٰهُمْ أَجْمَعِينَ ﴿55﴾
فَلَمَّآ
ءَاسَفُونَا
ٱنتَقَمْنَا
مِنْهُمْ
فَأَغْرَقْنَٰهُمْ
أَجْمَعِينَ
Böylece Bizi öfkelendirince onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk.
Âyet 56
Cüz 25 • Sayfa 493
فَجَعَلْنَٰهُمْ سَلَفًۭا وَمَثَلًۭا لِّلْءَاخِرِينَ ﴿56﴾
فَجَعَلْنَٰهُمْ
سَلَفًۭا
وَمَثَلًۭا
لِّلْءَاخِرِينَ
Onları, sonradan gelecek inkarcılara ibret alınacak bir geçmiş kıldık.
Âyet 57
Cüz 25 • Sayfa 493
۞ وَلَمَّا ضُرِبَ ٱبْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ ﴿57﴾
۞
وَلَمَّا
ضُرِبَ
ٱبْنُ
مَرْيَمَ
مَثَلًا
إِذَا
قَوْمُكَ
مِنْهُ
يَصِدُّونَ
Meryem oğlu misal verilince, senin milletin buna gülüp geçiverdi.
Âyet 58
Cüz 25 • Sayfa 493
وَقَالُوٓا۟ ءَأَٰلِهَتُنَا خَيْرٌ أَمْ هُوَ ۚ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًۢا ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ ﴿58﴾
وَقَالُوٓا۟
ءَأَٰلِهَتُنَا
خَيْرٌ
أَمْ
هُوَ
ۚ
مَا
ضَرَبُوهُ
لَكَ
إِلَّا
جَدَلًۢا
ۚ
بَلْ
هُمْ
قَوْمٌ
خَصِمُونَ
"Bizim tanrımız mı yoksa o mu daha iyidir?" dediler. Sana böyle söylemeleri, sadece, tartışmaya girişmek içindir. Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir.
Âyet 59
Cüz 25 • Sayfa 493
إِنْ هُوَ إِلَّا عَبْدٌ أَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَٰهُ مَثَلًۭا لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ﴿59﴾
إِنْ
هُوَ
إِلَّا
عَبْدٌ
أَنْعَمْنَا
عَلَيْهِ
وَجَعَلْنَٰهُ
مَثَلًۭا
لِّبَنِىٓ
إِسْرَٰٓءِيلَ
Meryemoğlu, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
Âyet 60
Cüz 25 • Sayfa 493
وَلَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَا مِنكُم مَّلَٰٓئِكَةًۭ فِى ٱلْأَرْضِ يَخْلُفُونَ ﴿60﴾
وَلَوْ
نَشَآءُ
لَجَعَلْنَا
مِنكُم
مَّلَٰٓئِكَةًۭ
فِى
ٱلْأَرْضِ
يَخْلُفُونَ
Eğer dileseydik, size bedel yeryüzünde sizin yerinizi tutacak melekler var ederdik.
Âyet 61
Cüz 25 • Sayfa 494
وَإِنَّهُۥ لَعِلْمٌۭ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَٱتَّبِعُونِ ۚ هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ ﴿61﴾
وَإِنَّهُۥ
لَعِلْمٌۭ
لِّلسَّاعَةِ
فَلَا
تَمْتَرُنَّ
بِهَا
وَٱتَّبِعُونِ
ۚ
هَٰذَا
صِرَٰطٌۭ
مُّسْتَقِيمٌۭ
O kıyametin kopacağını bildirir; o saatin geleceğinden şüphe etmeyin, Bana uyun, bu doğru yoldur.
Âyet 62
Cüz 25 • Sayfa 494
وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ ۖ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّۭ مُّبِينٌۭ ﴿62﴾
وَلَا
يَصُدَّنَّكُمُ
ٱلشَّيْطَٰنُ
ۖ
إِنَّهُۥ
لَكُمْ
عَدُوٌّۭ
مُّبِينٌۭ
Sakın şeytan sizi bu yoldan alıkoymasın; şüphesiz o size apaçık bir düşmandır.
Âyet 63
Cüz 25 • Sayfa 494
وَلَمَّا جَآءَ عِيسَىٰ بِٱلْبَيِّنَٰتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُم بِٱلْحِكْمَةِ وَلِأُبَيِّنَ لَكُم بَعْضَ ٱلَّذِى تَخْتَلِفُونَ فِيهِ ۖ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ﴿63﴾
وَلَمَّا
جَآءَ
عِيسَىٰ
بِٱلْبَيِّنَٰتِ
قَالَ
قَدْ
جِئْتُكُم
بِٱلْحِكْمَةِ
وَلِأُبَيِّنَ
لَكُم
بَعْضَ
ٱلَّذِى
تَخْتَلِفُونَ
فِيهِ
ۖ
فَٱتَّقُوا۟
ٱللَّهَ
وَأَطِيعُونِ
İsa, belgeleri getirdiği zaman demişti ki: "Size hikmetle ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Allah'a karşı gelmekten sakının, bana itaat edin."
Âyet 64
Cüz 25 • Sayfa 494
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ ۚ هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ ﴿64﴾
إِنَّ
ٱللَّهَ
هُوَ
رَبِّى
وَرَبُّكُمْ
فَٱعْبُدُوهُ
ۚ
هَٰذَا
صِرَٰطٌۭ
مُّسْتَقِيمٌۭ
"Doğrusu Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir, artık O'na kulluk edin, bu, doğru yoldur."
Âyet 65
Cüz 25 • Sayfa 494
فَٱخْتَلَفَ ٱلْأَحْزَابُ مِنۢ بَيْنِهِمْ ۖ فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ أَلِيمٍ ﴿65﴾
فَٱخْتَلَفَ
ٱلْأَحْزَابُ
مِنۢ
بَيْنِهِمْ
ۖ
فَوَيْلٌۭ
لِّلَّذِينَ
ظَلَمُوا۟
مِنْ
عَذَابِ
يَوْمٍ
أَلِيمٍ
Ama, aralarında guruplaştılar, ayrılığa düştüler. Kıyamet gününün can yakıcı azabına uğrayacak zalimlerin vay haline!
Âyet 66
Cüz 25 • Sayfa 494
هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا ٱلسَّاعَةَ أَن تَأْتِيَهُم بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ﴿66﴾
هَلْ
يَنظُرُونَ
إِلَّا
ٱلسَّاعَةَ
أَن
تَأْتِيَهُم
بَغْتَةًۭ
وَهُمْ
لَا
يَشْعُرُونَ
Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar?
Âyet 67
Cüz 25 • Sayfa 494
ٱلْأَخِلَّآءُ يَوْمَئِذٍۭ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا ٱلْمُتَّقِينَ ﴿67﴾
ٱلْأَخِلَّآءُ
يَوْمَئِذٍۭ
بَعْضُهُمْ
لِبَعْضٍ
عَدُوٌّ
إِلَّا
ٱلْمُتَّقِينَ
O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar birbirine düşman olurlar.
Âyet 68
Cüz 25 • Sayfa 494
يَٰعِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ ٱلْيَوْمَ وَلَآ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ ﴿68﴾
يَٰعِبَادِ
لَا
خَوْفٌ
عَلَيْكُمُ
ٱلْيَوْمَ
وَلَآ
أَنتُمْ
تَحْزَنُونَ
Allah: "Ey kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz" der.
Âyet 69
Cüz 25 • Sayfa 494
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ مُسْلِمِينَ ﴿69﴾
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
بِـَٔايَٰتِنَا
وَكَانُوا۟
مُسْلِمِينَ
Bunlar, ayetlerimize inanmış ve kendilerini Bize vermişlerdir.
Âyet 70
Cüz 25 • Sayfa 494
ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ أَنتُمْ وَأَزْوَٰجُكُمْ تُحْبَرُونَ ﴿70﴾
ٱدْخُلُوا۟
ٱلْجَنَّةَ
أَنتُمْ
وَأَزْوَٰجُكُمْ
تُحْبَرُونَ
Şöyle denir: "Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz."
Âyet 71
Cüz 25 • Sayfa 494
يُطَافُ عَلَيْهِم بِصِحَافٍۢ مِّن ذَهَبٍۢ وَأَكْوَابٍۢ ۖ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ ٱلْأَنفُسُ وَتَلَذُّ ٱلْأَعْيُنُ ۖ وَأَنتُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ ﴿71﴾
يُطَافُ
عَلَيْهِم
بِصِحَافٍۢ
مِّن
ذَهَبٍۢ
وَأَكْوَابٍۢ
ۖ
وَفِيهَا
مَا
تَشْتَهِيهِ
ٱلْأَنفُسُ
وَتَلَذُّ
ٱلْأَعْيُنُ
ۖ
وَأَنتُمْ
فِيهَا
خَٰلِدُونَ
Onlar için altın kadeh ve tepsiler dolaştırılır, canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi kalacaksınız.
Âyet 72
Cüz 25 • Sayfa 494
وَتِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِىٓ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿72﴾
وَتِلْكَ
ٱلْجَنَّةُ
ٱلَّتِىٓ
أُورِثْتُمُوهَا
بِمَا
كُنتُمْ
تَعْمَلُونَ
İşlediklerinize karşılık, size miras verilen işte bu cennettir.
Âyet 73
Cüz 25 • Sayfa 494
لَكُمْ فِيهَا فَٰكِهَةٌۭ كَثِيرَةٌۭ مِّنْهَا تَأْكُلُونَ ﴿73﴾
لَكُمْ
فِيهَا
فَٰكِهَةٌۭ
كَثِيرَةٌۭ
مِّنْهَا
تَأْكُلُونَ
Orada sizin için bol yemiş vardır, onlardan yersiniz.
Âyet 74
Cüz 25 • Sayfa 495
إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى عَذَابِ جَهَنَّمَ خَٰلِدُونَ ﴿74﴾
إِنَّ
ٱلْمُجْرِمِينَ
فِى
عَذَابِ
جَهَنَّمَ
خَٰلِدُونَ
Doğrusu suçlular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler.
Âyet 75
Cüz 25 • Sayfa 495
لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ ﴿75﴾
لَا
يُفَتَّرُ
عَنْهُمْ
وَهُمْ
فِيهِ
مُبْلِسُونَ
Azaba hiç ara verilmez, onlar orada tamamen umutsuzdurlar.
Âyet 76
Cüz 25 • Sayfa 495
وَمَا ظَلَمْنَٰهُمْ وَلَٰكِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿76﴾
وَمَا
ظَلَمْنَٰهُمْ
وَلَٰكِن
كَانُوا۟
هُمُ
ٱلظَّٰلِمِينَ
Biz onlara zulmetmedik, ama onlar zalim kimselerdi.
Âyet 77
Cüz 25 • Sayfa 495
وَنَادَوْا۟ يَٰمَٰلِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ ۖ قَالَ إِنَّكُم مَّٰكِثُونَ ﴿77﴾
وَنَادَوْا۟
يَٰمَٰلِكُ
لِيَقْضِ
عَلَيْنَا
رَبُّكَ
ۖ
قَالَ
إِنَّكُم
مَّٰكِثُونَ
Cehennemde şöyle seslenilir: "Ey Nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın." Nöbetçi: "Siz böyle kalacaksınız" der.
Âyet 78
Cüz 25 • Sayfa 495
لَقَدْ جِئْنَٰكُم بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَٰرِهُونَ ﴿78﴾
لَقَدْ
جِئْنَٰكُم
بِٱلْحَقِّ
وَلَٰكِنَّ
أَكْثَرَكُمْ
لِلْحَقِّ
كَٰرِهُونَ
And olsun ki, size gerçeği getirdik; fakat çoğunuz gerçeği sevmiyorsunuz.
Âyet 79
Cüz 25 • Sayfa 495
أَمْ أَبْرَمُوٓا۟ أَمْرًۭا فَإِنَّا مُبْرِمُونَ ﴿79﴾
أَمْ
أَبْرَمُوٓا۟
أَمْرًۭا
فَإِنَّا
مُبْرِمُونَ
Yoksa bir işe mi karar verdiler? Doğrusu Biz de kararlıyız.
Âyet 80
Cüz 25 • Sayfa 495
أَمْ يَحْسَبُونَ أَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَىٰهُم ۚ بَلَىٰ وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ ﴿80﴾
أَمْ
يَحْسَبُونَ
أَنَّا
لَا
نَسْمَعُ
سِرَّهُمْ
وَنَجْوَىٰهُم
ۚ
بَلَىٰ
وَرُسُلُنَا
لَدَيْهِمْ
يَكْتُبُونَ
Yoksa, kendilerinin gizli veya açık konuşmalarını duymayız mı sanırlar? Hayır; öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadır.
Âyet 81
Cüz 25 • Sayfa 495
قُلْ إِن كَانَ لِلرَّحْمَٰنِ وَلَدٌۭ فَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلْعَٰبِدِينَ ﴿81﴾
قُلْ
إِن
كَانَ
لِلرَّحْمَٰنِ
وَلَدٌۭ
فَأَنَا۠
أَوَّلُ
ٱلْعَٰبِدِينَ
De ki: "Eğer Rahman olan Allah'ın çocuğu olsa, kulluk edenlerin ilki ben olurdum."
Âyet 82
Cüz 25 • Sayfa 495
سُبْحَٰنَ رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ رَبِّ ٱلْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ﴿82﴾
سُبْحَٰنَ
رَبِّ
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ
رَبِّ
ٱلْعَرْشِ
عَمَّا
يَصِفُونَ
Göklerin ve yerin Rabbi, Arşın Rabbi onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Âyet 83
Cüz 25 • Sayfa 495
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ ﴿83﴾
فَذَرْهُمْ
يَخُوضُوا۟
وَيَلْعَبُوا۟
حَتَّىٰ
يُلَٰقُوا۟
يَوْمَهُمُ
ٱلَّذِى
يُوعَدُونَ
Bırak onları, kendilerine söz verilen güne kavuşana kadar, dalsınlar, oynasınlar.
Âyet 84
Cüz 25 • Sayfa 495
وَهُوَ ٱلَّذِى فِى ٱلسَّمَآءِ إِلَٰهٌۭ وَفِى ٱلْأَرْضِ إِلَٰهٌۭ ۚ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ ﴿84﴾
وَهُوَ
ٱلَّذِى
فِى
ٱلسَّمَآءِ
إِلَٰهٌۭ
وَفِى
ٱلْأَرْضِ
إِلَٰهٌۭ
ۚ
وَهُوَ
ٱلْحَكِيمُ
ٱلْعَلِيمُ
Gökte de Tanrı, yerde de Tanrı O'dur. Hakim olan, her şeyi bilen O'dur.
Âyet 85
Cüz 25 • Sayfa 495
وَتَبَارَكَ ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلسَّاعَةِ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿85﴾
وَتَبَارَكَ
ٱلَّذِى
لَهُۥ
مُلْكُ
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ
وَمَا
بَيْنَهُمَا
وَعِندَهُۥ
عِلْمُ
ٱلسَّاعَةِ
وَإِلَيْهِ
تُرْجَعُونَ
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek O'na aittir. O'na döneceksiniz.
Âyet 86
Cüz 25 • Sayfa 495
وَلَا يَمْلِكُ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَن شَهِدَ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ﴿86﴾
وَلَا
يَمْلِكُ
ٱلَّذِينَ
يَدْعُونَ
مِن
دُونِهِ
ٱلشَّفَٰعَةَ
إِلَّا
مَن
شَهِدَ
بِٱلْحَقِّ
وَهُمْ
يَعْلَمُونَ
Allah'ı bırakıp yalvardıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hakkı bilip ona şahidlik edenler bunun dışındadır.
Âyet 87
Cüz 25 • Sayfa 495
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ ۖ فَأَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ ﴿87﴾
وَلَئِن
سَأَلْتَهُم
مَّنْ
خَلَقَهُمْ
لَيَقُولُنَّ
ٱللَّهُ
ۖ
فَأَنَّىٰ
يُؤْفَكُونَ
And olsun ki, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan: "Allah" derler. Öyleyken nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar?
Âyet 88
Cüz 25 • Sayfa 495
وَقِيلِهِۦ يَٰرَبِّ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌۭ لَّا يُؤْمِنُونَ ﴿88﴾
وَقِيلِهِۦ
يَٰرَبِّ
إِنَّ
هَٰٓؤُلَآءِ
قَوْمٌۭ
لَّا
يُؤْمِنُونَ
Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.
Âyet 89
Cüz 25 • Sayfa 495
فَٱصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَٰمٌۭ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ﴿89﴾
فَٱصْفَحْ
عَنْهُمْ
وَقُلْ
سَلَٰمٌۭ
ۚ
فَسَوْفَ
يَعْلَمُونَ
Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.
Sosyal Medya Kartı Oluşturucu 1000x1000 PNG