Kârî:
Sûre #34
Mekkî
İniş Sırası: 58
54 Âyet
سبإ
Sebe' Sûresi
Anlamı: Sebe' Kavmi ve Diyarı
Sûrenin Nüzul Sebebi ve Temel Mesajları (Tefsir Özeti)
▼ Göster / Gizle
Nüzul Ortamı: Sebe' Sûresi Mekke-i Mükerreme döneminde nâzil olmuştur. Toplam 54 âyet-i kerîmeden müteşekkildir.
Tefsir ve Muhteva: Sûre, adını "Sebe' Kavmi ve Diyarı" manasına gelen lafızdan almaktadır. Cenâb-ı Hakk'ın kudretini, mü'minlerin ahlakî mükellefiyetlerini, takvâ ve tevhidi öğütler.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Âyet 1
Cüz 22 • Sayfa 428
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَلَهُ ٱلْحَمْدُ فِى ٱلْءَاخِرَةِ ۚ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْخَبِيرُ ﴿1﴾
بِسْمِ
ٱللَّهِ
ٱلرَّحْمَٰنِ
ٱلرَّحِيمِ
ٱلْحَمْدُ
لِلَّهِ
ٱلَّذِى
لَهُۥ
مَا
فِى
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
وَمَا
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَلَهُ
ٱلْحَمْدُ
فِى
ٱلْءَاخِرَةِ
ۚ
وَهُوَ
ٱلْحَكِيمُ
ٱلْخَبِيرُ
Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Kendisinin olan Allah'a mahsustur. O, Hakim'dir, her şeyden haberdardır.
Âyet 2
Cüz 22 • Sayfa 428
يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا ۚ وَهُوَ ٱلرَّحِيمُ ٱلْغَفُورُ ﴿2﴾
يَعْلَمُ
مَا
يَلِجُ
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَمَا
يَخْرُجُ
مِنْهَا
وَمَا
يَنزِلُ
مِنَ
ٱلسَّمَآءِ
وَمَا
يَعْرُجُ
فِيهَا
ۚ
وَهُوَ
ٱلرَّحِيمُ
ٱلْغَفُورُ
Yere gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, merhametlidir, mağfiret sahibidir.
Âyet 3
Cüz 22 • Sayfa 428
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَا تَأْتِينَا ٱلسَّاعَةُ ۖ قُلْ بَلَىٰ وَرَبِّى لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ ۖ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍۢ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِى ٱلْأَرْضِ وَلَآ أَصْغَرُ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكْبَرُ إِلَّا فِى كِتَٰبٍۢ مُّبِينٍۢ ﴿3﴾
وَقَالَ
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوا۟
لَا
تَأْتِينَا
ٱلسَّاعَةُ
ۖ
قُلْ
بَلَىٰ
وَرَبِّى
لَتَأْتِيَنَّكُمْ
عَٰلِمِ
ٱلْغَيْبِ
ۖ
لَا
يَعْزُبُ
عَنْهُ
مِثْقَالُ
ذَرَّةٍۢ
فِى
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
وَلَا
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَلَآ
أَصْغَرُ
مِن
ذَٰلِكَ
وَلَآ
أَكْبَرُ
إِلَّا
فِى
كِتَٰبٍۢ
مُّبِينٍۢ
İnkar edenler: "Kıyamet bize gelmeyecektir" dediler. De ki: "Hayır, öyle değil; görülmeyeni bilen Rabbim'e and olsun ki, o saat size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O'nun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık Kitap'tadır."
Âyet 4
Cüz 22 • Sayfa 428
لِّيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُم مَّغْفِرَةٌۭ وَرِزْقٌۭ كَرِيمٌۭ ﴿4﴾
لِّيَجْزِىَ
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
وَعَمِلُوا۟
ٱلصَّٰلِحَٰتِ
ۚ
أُو۟لَٰٓئِكَ
لَهُم
مَّغْفِرَةٌۭ
وَرِزْقٌۭ
كَرِيمٌۭ
Allah'ın, inanıp yararlı iş işleyenlere ki onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır ve ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır işlerinin karşılıklarını vermesi için kıyamet saati gelecektir.
Âyet 5
Cüz 22 • Sayfa 428
وَٱلَّذِينَ سَعَوْ فِىٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌۭ مِّن رِّجْزٍ أَلِيمٌۭ ﴿5﴾
وَٱلَّذِينَ
سَعَوْ
فِىٓ
ءَايَٰتِنَا
مُعَٰجِزِينَ
أُو۟لَٰٓئِكَ
لَهُمْ
عَذَابٌۭ
مِّن
رِّجْزٍ
أَلِيمٌۭ
Allah'ın, inanıp yararlı iş işleyenlere ki onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır ve ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır işlerinin karşılıklarını vermesi için kıyamet saati gelecektir.
Âyet 6
Cüz 22 • Sayfa 428
وَيَرَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ هُوَ ٱلْحَقَّ وَيَهْدِىٓ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ ﴿6﴾
وَيَرَى
ٱلَّذِينَ
أُوتُوا۟
ٱلْعِلْمَ
ٱلَّذِىٓ
أُنزِلَ
إِلَيْكَ
مِن
رَّبِّكَ
هُوَ
ٱلْحَقَّ
وَيَهْدِىٓ
إِلَىٰ
صِرَٰطِ
ٱلْعَزِيزِ
ٱلْحَمِيدِ
Kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu, güçlü ve hamde layık olanın yolunu gösterdiğini bilirler.
Âyet 7
Cüz 22 • Sayfa 428
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هَلْ نَدُلُّكُمْ عَلَىٰ رَجُلٍۢ يُنَبِّئُكُمْ إِذَا مُزِّقْتُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّكُمْ لَفِى خَلْقٍۢ جَدِيدٍ ﴿7﴾
وَقَالَ
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوا۟
هَلْ
نَدُلُّكُمْ
عَلَىٰ
رَجُلٍۢ
يُنَبِّئُكُمْ
إِذَا
مُزِّقْتُمْ
كُلَّ
مُمَزَّقٍ
إِنَّكُمْ
لَفِى
خَلْقٍۢ
جَدِيدٍ
İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.
Âyet 8
Cüz 22 • Sayfa 429
أَفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَم بِهِۦ جِنَّةٌۢ ۗ بَلِ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ فِى ٱلْعَذَابِ وَٱلضَّلَٰلِ ٱلْبَعِيدِ ﴿8﴾
أَفْتَرَىٰ
عَلَى
ٱللَّهِ
كَذِبًا
أَم
بِهِۦ
جِنَّةٌۢ
ۗ
بَلِ
ٱلَّذِينَ
لَا
يُؤْمِنُونَ
بِٱلْءَاخِرَةِ
فِى
ٱلْعَذَابِ
وَٱلضَّلَٰلِ
ٱلْبَعِيدِ
İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler. Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.
Âyet 9
Cüz 22 • Sayfa 429
أَفَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَىٰ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ ۚ إِن نَّشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ ٱلْأَرْضَ أَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّكُلِّ عَبْدٍۢ مُّنِيبٍۢ ﴿9﴾
أَفَلَمْ
يَرَوْا۟
إِلَىٰ
مَا
بَيْنَ
أَيْدِيهِمْ
وَمَا
خَلْفَهُم
مِّنَ
ٱلسَّمَآءِ
وَٱلْأَرْضِ
ۚ
إِن
نَّشَأْ
نَخْسِفْ
بِهِمُ
ٱلْأَرْضَ
أَوْ
نُسْقِطْ
عَلَيْهِمْ
كِسَفًۭا
مِّنَ
ٱلسَّمَآءِ
ۚ
إِنَّ
فِى
ذَٰلِكَ
لَءَايَةًۭ
لِّكُلِّ
عَبْدٍۢ
مُّنِيبٍۢ
Önlerinde ve ardlarında olan göğü ve yeri görmezler mi? Dilesek onları yere geçirir veya göğün bir parçasını başlarına indiririz. Bunlarda, Allah'a yönelen her kul için dersler vardır.
Âyet 10
Cüz 22 • Sayfa 429
۞ وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ مِنَّا فَضْلًۭا ۖ يَٰجِبَالُ أَوِّبِى مَعَهُۥ وَٱلطَّيْرَ ۖ وَأَلَنَّا لَهُ ٱلْحَدِيدَ ﴿10﴾
۞
وَلَقَدْ
ءَاتَيْنَا
دَاوُۥدَ
مِنَّا
فَضْلًۭا
ۖ
يَٰجِبَالُ
أَوِّبِى
مَعَهُۥ
وَٱلطَّيْرَ
ۖ
وَأَلَنَّا
لَهُ
ٱلْحَدِيدَ
"Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.
Âyet 11
Cüz 22 • Sayfa 429
أَنِ ٱعْمَلْ سَٰبِغَٰتٍۢ وَقَدِّرْ فِى ٱلسَّرْدِ ۖ وَٱعْمَلُوا۟ صَٰلِحًا ۖ إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌۭ ﴿11﴾
أَنِ
ٱعْمَلْ
سَٰبِغَٰتٍۢ
وَقَدِّرْ
فِى
ٱلسَّرْدِ
ۖ
وَٱعْمَلُوا۟
صَٰلِحًا
ۖ
إِنِّى
بِمَا
تَعْمَلُونَ
بَصِيرٌۭ
"Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.
Âyet 12
Cüz 22 • Sayfa 429
وَلِسُلَيْمَٰنَ ٱلرِّيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌۭ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌۭ ۖ وَأَسَلْنَا لَهُۥ عَيْنَ ٱلْقِطْرِ ۖ وَمِنَ ٱلْجِنِّ مَن يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِإِذْنِ رَبِّهِۦ ۖ وَمَن يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ أَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ ﴿12﴾
وَلِسُلَيْمَٰنَ
ٱلرِّيحَ
غُدُوُّهَا
شَهْرٌۭ
وَرَوَاحُهَا
شَهْرٌۭ
ۖ
وَأَسَلْنَا
لَهُۥ
عَيْنَ
ٱلْقِطْرِ
ۖ
وَمِنَ
ٱلْجِنِّ
مَن
يَعْمَلُ
بَيْنَ
يَدَيْهِ
بِإِذْنِ
رَبِّهِۦ
ۖ
وَمَن
يَزِغْ
مِنْهُمْ
عَنْ
أَمْرِنَا
نُذِقْهُ
مِنْ
عَذَابِ
ٱلسَّعِيرِ
Gündüz estiğinde bir aylık mesafeye gidip, akşam da bir aylık mesafeden gelen rüzgarı Süleyman'ın buyruğu altına verdik. Onun için su gibi erimiş bakır akıttık. Rabbinin izniyle, yanında iş gören cinleri onun buyruğu altına verdik ki, bunlar içinde buyruğumuzdan çıkan olursa ona alevli ateşin azabını tattırırdık.
Âyet 13
Cüz 22 • Sayfa 429
يَعْمَلُونَ لَهُۥ مَا يَشَآءُ مِن مَّحَٰرِيبَ وَتَمَٰثِيلَ وَجِفَانٍۢ كَٱلْجَوَابِ وَقُدُورٍۢ رَّاسِيَٰتٍ ۚ ٱعْمَلُوٓا۟ ءَالَ دَاوُۥدَ شُكْرًۭا ۚ وَقَلِيلٌۭ مِّنْ عِبَادِىَ ٱلشَّكُورُ ﴿13﴾
يَعْمَلُونَ
لَهُۥ
مَا
يَشَآءُ
مِن
مَّحَٰرِيبَ
وَتَمَٰثِيلَ
وَجِفَانٍۢ
كَٱلْجَوَابِ
وَقُدُورٍۢ
رَّاسِيَٰتٍ
ۚ
ٱعْمَلُوٓا۟
ءَالَ
دَاوُۥدَ
شُكْرًۭا
ۚ
وَقَلِيلٌۭ
مِّنْ
عِبَادِىَ
ٱلشَّكُورُ
Süleyman için, o ne dilerse, mabedler, heykeller, büyük havuzlara benzer çanaklar ve taşınması güç kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır."
Âyet 14
Cüz 22 • Sayfa 429
فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ ٱلْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلَىٰ مَوْتِهِۦٓ إِلَّا دَآبَّةُ ٱلْأَرْضِ تَأْكُلُ مِنسَأَتَهُۥ ۖ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ ٱلْجِنُّ أَن لَّوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ ٱلْغَيْبَ مَا لَبِثُوا۟ فِى ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ ﴿14﴾
فَلَمَّا
قَضَيْنَا
عَلَيْهِ
ٱلْمَوْتَ
مَا
دَلَّهُمْ
عَلَىٰ
مَوْتِهِۦٓ
إِلَّا
دَآبَّةُ
ٱلْأَرْضِ
تَأْكُلُ
مِنسَأَتَهُۥ
ۖ
فَلَمَّا
خَرَّ
تَبَيَّنَتِ
ٱلْجِنُّ
أَن
لَّوْ
كَانُوا۟
يَعْلَمُونَ
ٱلْغَيْبَ
مَا
لَبِثُوا۟
فِى
ٱلْعَذَابِ
ٱلْمُهِينِ
Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere farkettirdi. O, ölü olarak yere düşünce, ortaya çıktı ki, şayet cinler görülmeyeni bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azap içinde kalmazlardı.
Âyet 15
Cüz 22 • Sayfa 430
لَقَدْ كَانَ لِسَبَإٍۢ فِى مَسْكَنِهِمْ ءَايَةٌۭ ۖ جَنَّتَانِ عَن يَمِينٍۢ وَشِمَالٍۢ ۖ كُلُوا۟ مِن رِّزْقِ رَبِّكُمْ وَٱشْكُرُوا۟ لَهُۥ ۚ بَلْدَةٌۭ طَيِّبَةٌۭ وَرَبٌّ غَفُورٌۭ ﴿15﴾
لَقَدْ
كَانَ
لِسَبَإٍۢ
فِى
مَسْكَنِهِمْ
ءَايَةٌۭ
ۖ
جَنَّتَانِ
عَن
يَمِينٍۢ
وَشِمَالٍۢ
ۖ
كُلُوا۟
مِن
رِّزْقِ
رَبِّكُمْ
وَٱشْكُرُوا۟
لَهُۥ
ۚ
بَلْدَةٌۭ
طَيِّبَةٌۭ
وَرَبٌّ
غَفُورٌۭ
Sebelilerin yurtlarında Allah'ın kudretine bir işaret vardır: Sağlı sollu iki bahçe vardı. Onlara: "Rabbinizin verdiği rızıktan yiyin ve O'na şükredin. İşte hoş bir şehir ve bağışlayan bir Rab" denmişti.
Âyet 16
Cüz 22 • Sayfa 430
فَأَعْرَضُوا۟ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ ٱلْعَرِمِ وَبَدَّلْنَٰهُم بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَىْ أُكُلٍ خَمْطٍۢ وَأَثْلٍۢ وَشَىْءٍۢ مِّن سِدْرٍۢ قَلِيلٍۢ ﴿16﴾
فَأَعْرَضُوا۟
فَأَرْسَلْنَا
عَلَيْهِمْ
سَيْلَ
ٱلْعَرِمِ
وَبَدَّلْنَٰهُم
بِجَنَّتَيْهِمْ
جَنَّتَيْنِ
ذَوَاتَىْ
أُكُلٍ
خَمْطٍۢ
وَأَثْلٍۢ
وَشَىْءٍۢ
مِّن
سِدْرٍۢ
قَلِيلٍۢ
Fakat onlar yüz çevirdiler; bunun için Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik, onların bahçelerini, buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
Âyet 17
Cüz 22 • Sayfa 430
ذَٰلِكَ جَزَيْنَٰهُم بِمَا كَفَرُوا۟ ۖ وَهَلْ نُجَٰزِىٓ إِلَّا ٱلْكَفُورَ ﴿17﴾
ذَٰلِكَ
جَزَيْنَٰهُم
بِمَا
كَفَرُوا۟
ۖ
وَهَلْ
نُجَٰزِىٓ
إِلَّا
ٱلْكَفُورَ
İşte böylece, inkarlarından ötürü onları cezalandırdık. Biz nankörden başkasına ceza mı veririz?
Âyet 18
Cüz 22 • Sayfa 430
وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ ٱلْقُرَى ٱلَّتِى بَٰرَكْنَا فِيهَا قُرًۭى ظَٰهِرَةًۭ وَقَدَّرْنَا فِيهَا ٱلسَّيْرَ ۖ سِيرُوا۟ فِيهَا لَيَالِىَ وَأَيَّامًا ءَامِنِينَ ﴿18﴾
وَجَعَلْنَا
بَيْنَهُمْ
وَبَيْنَ
ٱلْقُرَى
ٱلَّتِى
بَٰرَكْنَا
فِيهَا
قُرًۭى
ظَٰهِرَةًۭ
وَقَدَّرْنَا
فِيهَا
ٱلسَّيْرَ
ۖ
سِيرُوا۟
فِيهَا
لَيَالِىَ
وَأَيَّامًا
ءَامِنِينَ
Onlarla, kutlu kıldığımız şehirler arasında, karşıdan karşıya görünen kasabalar var etmiş, oraları gezilecek belirli konak yerleri yapmıştık, "Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde gezin" demiştik.
Âyet 19
Cüz 22 • Sayfa 430
فَقَالُوا۟ رَبَّنَا بَٰعِدْ بَيْنَ أَسْفَارِنَا وَظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَجَعَلْنَٰهُمْ أَحَادِيثَ وَمَزَّقْنَٰهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّكُلِّ صَبَّارٍۢ شَكُورٍۢ ﴿19﴾
فَقَالُوا۟
رَبَّنَا
بَٰعِدْ
بَيْنَ
أَسْفَارِنَا
وَظَلَمُوٓا۟
أَنفُسَهُمْ
فَجَعَلْنَٰهُمْ
أَحَادِيثَ
وَمَزَّقْنَٰهُمْ
كُلَّ
مُمَزَّقٍ
ۚ
إِنَّ
فِى
ذَٰلِكَ
لَءَايَٰتٍۢ
لِّكُلِّ
صَبَّارٍۢ
شَكُورٍۢ
Ama onlar: "Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzak kıl" deyip kendilerine yazık ettiler. Biz de onları efsane yapıverdik, darmadağın ettik. Doğrusu bunlarda, pek sabreden ve çok şükreden kimseler için dersler vardır.
Âyet 20
Cüz 22 • Sayfa 430
وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُۥ فَٱتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقًۭا مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ﴿20﴾
وَلَقَدْ
صَدَّقَ
عَلَيْهِمْ
إِبْلِيسُ
ظَنَّهُۥ
فَٱتَّبَعُوهُ
إِلَّا
فَرِيقًۭا
مِّنَ
ٱلْمُؤْمِنِينَ
And olsun ki İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış; inananlardan bir topluluk dışında hepsi ona uymuşlardı.
Âyet 21
Cüz 22 • Sayfa 430
وَمَا كَانَ لَهُۥ عَلَيْهِم مِّن سُلْطَٰنٍ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يُؤْمِنُ بِٱلْءَاخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا فِى شَكٍّۢ ۗ وَرَبُّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ حَفِيظٌۭ ﴿21﴾
وَمَا
كَانَ
لَهُۥ
عَلَيْهِم
مِّن
سُلْطَٰنٍ
إِلَّا
لِنَعْلَمَ
مَن
يُؤْمِنُ
بِٱلْءَاخِرَةِ
مِمَّنْ
هُوَ
مِنْهَا
فِى
شَكٍّۢ
ۗ
وَرَبُّكَ
عَلَىٰ
كُلِّ
شَىْءٍ
حَفِيظٌۭ
Oysa İblis'in onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu; ama Biz ahirete inanan kimselerle ondan şüphede olanları, işte böylece ortaya koyarız. Rabbin her şeyi gözetip koruyandır.
Âyet 22
Cüz 22 • Sayfa 430
قُلِ ٱدْعُوا۟ ٱلَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ ۖ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍۢ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِن شِرْكٍۢ وَمَا لَهُۥ مِنْهُم مِّن ظَهِيرٍۢ ﴿22﴾
قُلِ
ٱدْعُوا۟
ٱلَّذِينَ
زَعَمْتُم
مِّن
دُونِ
ٱللَّهِ
ۖ
لَا
يَمْلِكُونَ
مِثْقَالَ
ذَرَّةٍۢ
فِى
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
وَلَا
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَمَا
لَهُمْ
فِيهِمَا
مِن
شِرْكٍۢ
وَمَا
لَهُۥ
مِنْهُم
مِّن
ظَهِيرٍۢ
De ki: "Allah'ı bırakıp de göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadığı, her ikisinde de bir ortaklığı bulunmadığı ve hiçbiri Allah'a yardımcı olmadığı halde tanrı olduklarını ileri sürdüklerinizi yardıma çağırsanıza!"
Âyet 23
Cüz 22 • Sayfa 431
وَلَا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ عِندَهُۥٓ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُۥ ۚ حَتَّىٰٓ إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ قَالُوا۟ مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ ۖ قَالُوا۟ ٱلْحَقَّ ۖ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْكَبِيرُ ﴿23﴾
وَلَا
تَنفَعُ
ٱلشَّفَٰعَةُ
عِندَهُۥٓ
إِلَّا
لِمَنْ
أَذِنَ
لَهُۥ
ۚ
حَتَّىٰٓ
إِذَا
فُزِّعَ
عَن
قُلُوبِهِمْ
قَالُوا۟
مَاذَا
قَالَ
رَبُّكُمْ
ۖ
قَالُوا۟
ٱلْحَقَّ
ۖ
وَهُوَ
ٱلْعَلِىُّ
ٱلْكَبِيرُ
Allah'ın katında, kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez. Sonunda, gönüllerindeki korku giderilince birbirlerine "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar; "Hak söyledi" derler. O, yücedir, büyüktür.
Âyet 24
Cüz 22 • Sayfa 431
۞ قُلْ مَن يَرْزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ قُلِ ٱللَّهُ ۖ وَإِنَّآ أَوْ إِيَّاكُمْ لَعَلَىٰ هُدًى أَوْ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ ﴿24﴾
۞
قُلْ
مَن
يَرْزُقُكُم
مِّنَ
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ
ۖ
قُلِ
ٱللَّهُ
ۖ
وَإِنَّآ
أَوْ
إِيَّاكُمْ
لَعَلَىٰ
هُدًى
أَوْ
فِى
ضَلَٰلٍۢ
مُّبِينٍۢ
De ki: "Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kimdir?" De ki: "Allah'tır. Öyleyse doğru yolda veya apaçık bir sapıklıkta olan ya biziz ya sizsiniz."
Âyet 25
Cüz 22 • Sayfa 431
قُل لَّا تُسْـَٔلُونَ عَمَّآ أَجْرَمْنَا وَلَا نُسْـَٔلُ عَمَّا تَعْمَلُونَ ﴿25﴾
قُل
لَّا
تُسْـَٔلُونَ
عَمَّآ
أَجْرَمْنَا
وَلَا
نُسْـَٔلُ
عَمَّا
تَعْمَلُونَ
De ki: "İşlediğimiz suçlardan siz sorumlu olmazsınız, sizin yaptıklarınızdan da biz sorumlu olmayız"
Âyet 26
Cüz 22 • Sayfa 431
قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَهُوَ ٱلْفَتَّاحُ ٱلْعَلِيمُ ﴿26﴾
قُلْ
يَجْمَعُ
بَيْنَنَا
رَبُّنَا
ثُمَّ
يَفْتَحُ
بَيْنَنَا
بِٱلْحَقِّ
وَهُوَ
ٱلْفَتَّاحُ
ٱلْعَلِيمُ
De ki: "Rabbimiz sonunda hepimizi toplar, sonra aramızda adaletle hükmeder. Adaletle hükmeden, bilen ancak O'dur."
Âyet 27
Cüz 22 • Sayfa 431
قُلْ أَرُونِىَ ٱلَّذِينَ أَلْحَقْتُم بِهِۦ شُرَكَآءَ ۖ كَلَّا ۚ بَلْ هُوَ ٱللَّهُ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ ﴿27﴾
قُلْ
أَرُونِىَ
ٱلَّذِينَ
أَلْحَقْتُم
بِهِۦ
شُرَكَآءَ
ۖ
كَلَّا
ۚ
بَلْ
هُوَ
ٱللَّهُ
ٱلْعَزِيزُ
ٱلْحَكِيمُ
De ki: "O'na taktığınız ortakları bana gösterin, yoktur ki! O, güçlü olan, hakim olan Allah'tır."
Âyet 28
Cüz 22 • Sayfa 431
وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ إِلَّا كَآفَّةًۭ لِّلنَّاسِ بَشِيرًۭا وَنَذِيرًۭا وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ﴿28﴾
وَمَآ
أَرْسَلْنَٰكَ
إِلَّا
كَآفَّةًۭ
لِّلنَّاسِ
بَشِيرًۭا
وَنَذِيرًۭا
وَلَٰكِنَّ
أَكْثَرَ
ٱلنَّاسِ
لَا
يَعْلَمُونَ
Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir; fakat insanların çoğu bilmez.
Âyet 29
Cüz 22 • Sayfa 431
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ ﴿29﴾
وَيَقُولُونَ
مَتَىٰ
هَٰذَا
ٱلْوَعْدُ
إِن
كُنتُمْ
صَٰدِقِينَ
"Doğru sözlü iseniz söyleyin bu vaad ne zamandır?" derler.
Âyet 30
Cüz 22 • Sayfa 431
قُل لَّكُم مِّيعَادُ يَوْمٍۢ لَّا تَسْتَـْٔخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةًۭ وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ ﴿30﴾
قُل
لَّكُم
مِّيعَادُ
يَوْمٍۢ
لَّا
تَسْتَـْٔخِرُونَ
عَنْهُ
سَاعَةًۭ
وَلَا
تَسْتَقْدِمُونَ
De ki: "Size, bir gün tayin edilmiştir. Ondan bir saat ne geri kalabilirsiniz ne de öne geçebilirsiniz."
Âyet 31
Cüz 22 • Sayfa 431
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ بِهَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ وَلَا بِٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ ۗ وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلظَّٰلِمُونَ مَوْقُوفُونَ عِندَ رَبِّهِمْ يَرْجِعُ بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ ٱلْقَوْلَ يَقُولُ ٱلَّذِينَ ٱسْتُضْعِفُوا۟ لِلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوا۟ لَوْلَآ أَنتُمْ لَكُنَّا مُؤْمِنِينَ ﴿31﴾
وَقَالَ
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوا۟
لَن
نُّؤْمِنَ
بِهَٰذَا
ٱلْقُرْءَانِ
وَلَا
بِٱلَّذِى
بَيْنَ
يَدَيْهِ
ۗ
وَلَوْ
تَرَىٰٓ
إِذِ
ٱلظَّٰلِمُونَ
مَوْقُوفُونَ
عِندَ
رَبِّهِمْ
يَرْجِعُ
بَعْضُهُمْ
إِلَىٰ
بَعْضٍ
ٱلْقَوْلَ
يَقُولُ
ٱلَّذِينَ
ٱسْتُضْعِفُوا۟
لِلَّذِينَ
ٱسْتَكْبَرُوا۟
لَوْلَآ
أَنتُمْ
لَكُنَّا
مُؤْمِنِينَ
İnkar edenler: "Bu Kuran'a ve ondan öncekilere inanmayacağız" dediler. Sen bu zalimleri, Rablerinin huzurunda dikilmiş oldukları zaman, suçu birbirine atıp dururken bir görsen! Güçsüz sayılanlar, büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız biz inanmış olacaktık" derler.
Âyet 32
Cüz 22 • Sayfa 432
قَالَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوا۟ لِلَّذِينَ ٱسْتُضْعِفُوٓا۟ أَنَحْنُ صَدَدْنَٰكُمْ عَنِ ٱلْهُدَىٰ بَعْدَ إِذْ جَآءَكُم ۖ بَلْ كُنتُم مُّجْرِمِينَ ﴿32﴾
قَالَ
ٱلَّذِينَ
ٱسْتَكْبَرُوا۟
لِلَّذِينَ
ٱسْتُضْعِفُوٓا۟
أَنَحْنُ
صَدَدْنَٰكُمْ
عَنِ
ٱلْهُدَىٰ
بَعْدَ
إِذْ
جَآءَكُم
ۖ
بَلْ
كُنتُم
مُّجْرِمِينَ
Büyüklük taslayanlar, Güçsüz sayılanlara: "Size doğruluk rehberi geldikten sonra ondan sizi biz mi alıkoyduk? Hayır; zaten suçlu kimselerdiniz" derler.
Âyet 33
Cüz 22 • Sayfa 432
وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱسْتُضْعِفُوا۟ لِلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوا۟ بَلْ مَكْرُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ إِذْ تَأْمُرُونَنَآ أَن نَّكْفُرَ بِٱللَّهِ وَنَجْعَلَ لَهُۥٓ أَندَادًۭا ۚ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ وَجَعَلْنَا ٱلْأَغْلَٰلَ فِىٓ أَعْنَاقِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ هَلْ يُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ﴿33﴾
وَقَالَ
ٱلَّذِينَ
ٱسْتُضْعِفُوا۟
لِلَّذِينَ
ٱسْتَكْبَرُوا۟
بَلْ
مَكْرُ
ٱلَّيْلِ
وَٱلنَّهَارِ
إِذْ
تَأْمُرُونَنَآ
أَن
نَّكْفُرَ
بِٱللَّهِ
وَنَجْعَلَ
لَهُۥٓ
أَندَادًۭا
ۚ
وَأَسَرُّوا۟
ٱلنَّدَامَةَ
لَمَّا
رَأَوُا۟
ٱلْعَذَابَ
وَجَعَلْنَا
ٱلْأَغْلَٰلَ
فِىٓ
أَعْنَاقِ
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوا۟
ۚ
هَلْ
يُجْزَوْنَ
إِلَّا
مَا
كَانُوا۟
يَعْمَلُونَ
Güçsüz sayılanlar da büyüklük taslayanlara: "Hayır gece gündüz hile kuruyor ve bize Allah'ı inkar etmemizi, O'na ortaklar koşmamızı emrediyordunuz" derler. Azabı gördüklerinde, ettiklerine içleri yanar. İnkar edenlerin boyunlarına demir halkalar vururuz. Yaptıklarından başka bir şeyin mi cezasını çekerler?
Âyet 34
Cüz 22 • Sayfa 432
وَمَآ أَرْسَلْنَا فِى قَرْيَةٍۢ مِّن نَّذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَآ إِنَّا بِمَآ أُرْسِلْتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ ﴿34﴾
وَمَآ
أَرْسَلْنَا
فِى
قَرْيَةٍۢ
مِّن
نَّذِيرٍ
إِلَّا
قَالَ
مُتْرَفُوهَآ
إِنَّا
بِمَآ
أُرْسِلْتُم
بِهِۦ
كَٰفِرُونَ
Doğrusu uyarıcı göndermiş olduğumuz her kentin varlıklı kimseleri, "Biz sizinle gönderilen şeyleri inkar ediyoruz" dediler.
Âyet 35
Cüz 22 • Sayfa 432
وَقَالُوا۟ نَحْنُ أَكْثَرُ أَمْوَٰلًۭا وَأَوْلَٰدًۭا وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ ﴿35﴾
وَقَالُوا۟
نَحْنُ
أَكْثَرُ
أَمْوَٰلًۭا
وَأَوْلَٰدًۭا
وَمَا
نَحْنُ
بِمُعَذَّبِينَ
Ve dediler ki: "Malları ve çocukları en çok olan bizleriz, azaba uğratılacak da değiliz"
Âyet 36
Cüz 22 • Sayfa 432
قُلْ إِنَّ رَبِّى يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ﴿36﴾
قُلْ
إِنَّ
رَبِّى
يَبْسُطُ
ٱلرِّزْقَ
لِمَن
يَشَآءُ
وَيَقْدِرُ
وَلَٰكِنَّ
أَكْثَرَ
ٱلنَّاسِ
لَا
يَعْلَمُونَ
De ki: "Şüphesiz Rabbim rızkı dilediğine genişletir ve bir ölçüye göre verir, fakat insanların çoğu bilmezler."
Âyet 37
Cüz 22 • Sayfa 432
وَمَآ أَمْوَٰلُكُمْ وَلَآ أَوْلَٰدُكُم بِٱلَّتِى تُقَرِّبُكُمْ عِندَنَا زُلْفَىٰٓ إِلَّا مَنْ ءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحًۭا فَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ جَزَآءُ ٱلضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا۟ وَهُمْ فِى ٱلْغُرُفَٰتِ ءَامِنُونَ ﴿37﴾
وَمَآ
أَمْوَٰلُكُمْ
وَلَآ
أَوْلَٰدُكُم
بِٱلَّتِى
تُقَرِّبُكُمْ
عِندَنَا
زُلْفَىٰٓ
إِلَّا
مَنْ
ءَامَنَ
وَعَمِلَ
صَٰلِحًۭا
فَأُو۟لَٰٓئِكَ
لَهُمْ
جَزَآءُ
ٱلضِّعْفِ
بِمَا
عَمِلُوا۟
وَهُمْ
فِى
ٱلْغُرُفَٰتِ
ءَامِنُونَ
Ey insanlar! Sizi Bana yaklaştıracak olan ne mallarınız ve ne de çocuklarınızdır; yalnız, inanıp yararlı iş işleyen kimselerin, işte onların yaptıklarına karşılık mükafatları kat kattır; işte onlar, yüksek derecelerde, güven içindedirler.
Âyet 38
Cüz 22 • Sayfa 432
وَٱلَّذِينَ يَسْعَوْنَ فِىٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُو۟لَٰٓئِكَ فِى ٱلْعَذَابِ مُحْضَرُونَ ﴿38﴾
وَٱلَّذِينَ
يَسْعَوْنَ
فِىٓ
ءَايَٰتِنَا
مُعَٰجِزِينَ
أُو۟لَٰٓئِكَ
فِى
ٱلْعَذَابِ
مُحْضَرُونَ
Ayetlerimizi etkisiz kılmaya çalışanlar; işte onlar, azabla yüz yüze bırakılırlar.
Âyet 39
Cüz 22 • Sayfa 432
قُلْ إِنَّ رَبِّى يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَيَقْدِرُ لَهُۥ ۚ وَمَآ أَنفَقْتُم مِّن شَىْءٍۢ فَهُوَ يُخْلِفُهُۥ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ ﴿39﴾
قُلْ
إِنَّ
رَبِّى
يَبْسُطُ
ٱلرِّزْقَ
لِمَن
يَشَآءُ
مِنْ
عِبَادِهِۦ
وَيَقْدِرُ
لَهُۥ
ۚ
وَمَآ
أَنفَقْتُم
مِّن
شَىْءٍۢ
فَهُوَ
يُخْلِفُهُۥ
ۖ
وَهُوَ
خَيْرُ
ٱلرَّٰزِقِينَ
De ki: "Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; sarfettiğiniz herhangi bir şeyin yerine O daha iyisini koyar, çünkü O rızık verenlerin en hayırlısıdır."
Âyet 40
Cüz 22 • Sayfa 433
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًۭا ثُمَّ يَقُولُ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ أَهَٰٓؤُلَآءِ إِيَّاكُمْ كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ ﴿40﴾
وَيَوْمَ
يَحْشُرُهُمْ
جَمِيعًۭا
ثُمَّ
يَقُولُ
لِلْمَلَٰٓئِكَةِ
أَهَٰٓؤُلَآءِ
إِيَّاكُمْ
كَانُوا۟
يَعْبُدُونَ
Allah bir gün onların hepsini diriltip toplar, sonra meleklere: "Bunlar mı size tapıyordu?" der.
Âyet 41
Cüz 22 • Sayfa 433
قَالُوا۟ سُبْحَٰنَكَ أَنتَ وَلِيُّنَا مِن دُونِهِم ۖ بَلْ كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ ٱلْجِنَّ ۖ أَكْثَرُهُم بِهِم مُّؤْمِنُونَ ﴿41﴾
قَالُوا۟
سُبْحَٰنَكَ
أَنتَ
وَلِيُّنَا
مِن
دُونِهِم
ۖ
بَلْ
كَانُوا۟
يَعْبُدُونَ
ٱلْجِنَّ
ۖ
أَكْثَرُهُم
بِهِم
مُّؤْمِنُونَ
Melekler: "Haşa, bizim dostumuz onlar değil, Sensin. Hayır; onlar bize değil cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanıyorlardı" derler.
Âyet 42
Cüz 22 • Sayfa 433
فَٱلْيَوْمَ لَا يَمْلِكُ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍۢ نَّفْعًۭا وَلَا ضَرًّۭا وَنَقُولُ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلنَّارِ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ ﴿42﴾
فَٱلْيَوْمَ
لَا
يَمْلِكُ
بَعْضُكُمْ
لِبَعْضٍۢ
نَّفْعًۭا
وَلَا
ضَرًّۭا
وَنَقُولُ
لِلَّذِينَ
ظَلَمُوا۟
ذُوقُوا۟
عَذَابَ
ٱلنَّارِ
ٱلَّتِى
كُنتُم
بِهَا
تُكَذِّبُونَ
Zalimlere: "Yalanladığınız ateşin azabını tadın, bugün birbirinize ne fayda ve ne de zarar verebilirsiniz" deriz.
Âyet 43
Cüz 22 • Sayfa 433
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍۢ قَالُوا۟ مَا هَٰذَآ إِلَّا رَجُلٌۭ يُرِيدُ أَن يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ ءَابَآؤُكُمْ وَقَالُوا۟ مَا هَٰذَآ إِلَّآ إِفْكٌۭ مُّفْتَرًۭى ۚ وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ ﴿43﴾
وَإِذَا
تُتْلَىٰ
عَلَيْهِمْ
ءَايَٰتُنَا
بَيِّنَٰتٍۢ
قَالُوا۟
مَا
هَٰذَآ
إِلَّا
رَجُلٌۭ
يُرِيدُ
أَن
يَصُدَّكُمْ
عَمَّا
كَانَ
يَعْبُدُ
ءَابَآؤُكُمْ
وَقَالُوا۟
مَا
هَٰذَآ
إِلَّآ
إِفْكٌۭ
مُّفْتَرًۭى
ۚ
وَقَالَ
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوا۟
لِلْحَقِّ
لَمَّا
جَآءَهُمْ
إِنْ
هَٰذَآ
إِلَّا
سِحْرٌۭ
مُّبِينٌۭ
Ayetlerimiz onlara apaçık olarak okunduğu zaman: "Bu adam sizi babalarınızın taptıklarından alıkoymaktan başka bir şey istemiyor" derlerdi. "Bu Kuran düpedüz bir uydurmadan başka bir şey değildir" derlerdi. Hak, inkar edenlere geldiğinde, onun için: "Bu apaçık bir büyüdür" demişlerdi.
Âyet 44
Cüz 22 • Sayfa 433
وَمَآ ءَاتَيْنَٰهُم مِّن كُتُبٍۢ يَدْرُسُونَهَا ۖ وَمَآ أَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمْ قَبْلَكَ مِن نَّذِيرٍۢ ﴿44﴾
وَمَآ
ءَاتَيْنَٰهُم
مِّن
كُتُبٍۢ
يَدْرُسُونَهَا
ۖ
وَمَآ
أَرْسَلْنَآ
إِلَيْهِمْ
قَبْلَكَ
مِن
نَّذِيرٍۢ
Oysa Biz, onlara okuyacakları bir kitap vermemiş ve senden önce de onlara bir uyarıcı göndermemiştik.
Âyet 45
Cüz 22 • Sayfa 433
وَكَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَمَا بَلَغُوا۟ مِعْشَارَ مَآ ءَاتَيْنَٰهُمْ فَكَذَّبُوا۟ رُسُلِى ۖ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ ﴿45﴾
وَكَذَّبَ
ٱلَّذِينَ
مِن
قَبْلِهِمْ
وَمَا
بَلَغُوا۟
مِعْشَارَ
مَآ
ءَاتَيْنَٰهُمْ
فَكَذَّبُوا۟
رُسُلِى
ۖ
فَكَيْفَ
كَانَ
نَكِيرِ
Kendilerinden önce gelenleri de yalanlamışlardı; oysa bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine bile erişememişlerdi. Böyleyken peygamberlerimizi yalanladılar; Beni inkar etmek nasıl olur?
Âyet 46
Cüz 22 • Sayfa 433
۞ قُلْ إِنَّمَآ أَعِظُكُم بِوَٰحِدَةٍ ۖ أَن تَقُومُوا۟ لِلَّهِ مَثْنَىٰ وَفُرَٰدَىٰ ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا۟ ۚ مَا بِصَاحِبِكُم مِّن جِنَّةٍ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌۭ لَّكُم بَيْنَ يَدَىْ عَذَابٍۢ شَدِيدٍۢ ﴿46﴾
۞
قُلْ
إِنَّمَآ
أَعِظُكُم
بِوَٰحِدَةٍ
ۖ
أَن
تَقُومُوا۟
لِلَّهِ
مَثْنَىٰ
وَفُرَٰدَىٰ
ثُمَّ
تَتَفَكَّرُوا۟
ۚ
مَا
بِصَاحِبِكُم
مِّن
جِنَّةٍ
ۚ
إِنْ
هُوَ
إِلَّا
نَذِيرٌۭ
لَّكُم
بَيْنَ
يَدَىْ
عَذَابٍۢ
شَدِيدٍۢ
De ki: "Size tek bir öğüdüm vardır: Allah için ikişer ikişer ve tek tek kalkınız, sonra düşününüz, göreceksiniz ki arkadaşınızda bir delilik yoktur. O yalnız çetin bir azabın öncesinde sizi uyarmaktadır."
Âyet 47
Cüz 22 • Sayfa 433
قُلْ مَا سَأَلْتُكُم مِّنْ أَجْرٍۢ فَهُوَ لَكُمْ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ شَهِيدٌۭ ﴿47﴾
قُلْ
مَا
سَأَلْتُكُم
مِّنْ
أَجْرٍۢ
فَهُوَ
لَكُمْ
ۖ
إِنْ
أَجْرِىَ
إِلَّا
عَلَى
ٱللَّهِ
ۖ
وَهُوَ
عَلَىٰ
كُلِّ
شَىْءٍۢ
شَهِيدٌۭ
De ki: "Ben sizden bir ücret istersem, o sizin olsun; benim ecrim Allah'a aittir. O her şeye şahiddir."
Âyet 48
Cüz 22 • Sayfa 433
قُلْ إِنَّ رَبِّى يَقْذِفُ بِٱلْحَقِّ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ ﴿48﴾
قُلْ
إِنَّ
رَبِّى
يَقْذِفُ
بِٱلْحَقِّ
عَلَّٰمُ
ٱلْغُيُوبِ
De ki: "Görünmeyenleri en iyi bilen Rabbim, batılı hak ile ortadan kaldırır."
Âyet 49
Cüz 22 • Sayfa 434
قُلْ جَآءَ ٱلْحَقُّ وَمَا يُبْدِئُ ٱلْبَٰطِلُ وَمَا يُعِيدُ ﴿49﴾
قُلْ
جَآءَ
ٱلْحَقُّ
وَمَا
يُبْدِئُ
ٱلْبَٰطِلُ
وَمَا
يُعِيدُ
De ki: "Hak geldi; artık batıl ne yeniden başlar, ne de geri gelir."
Âyet 50
Cüz 22 • Sayfa 434
قُلْ إِن ضَلَلْتُ فَإِنَّمَآ أَضِلُّ عَلَىٰ نَفْسِى ۖ وَإِنِ ٱهْتَدَيْتُ فَبِمَا يُوحِىٓ إِلَىَّ رَبِّىٓ ۚ إِنَّهُۥ سَمِيعٌۭ قَرِيبٌۭ ﴿50﴾
قُلْ
إِن
ضَلَلْتُ
فَإِنَّمَآ
أَضِلُّ
عَلَىٰ
نَفْسِى
ۖ
وَإِنِ
ٱهْتَدَيْتُ
فَبِمَا
يُوحِىٓ
إِلَىَّ
رَبِّىٓ
ۚ
إِنَّهُۥ
سَمِيعٌۭ
قَرِيبٌۭ
De ki: "Eğer saparsam, kendi zararıma sapmış olurum. Doğru yolda olursam, bu Rabbim'in bana vahyetmesiyledir. Doğrusu O, işitendir, yakın olandır"
Âyet 51
Cüz 22 • Sayfa 434
وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذْ فَزِعُوا۟ فَلَا فَوْتَ وَأُخِذُوا۟ مِن مَّكَانٍۢ قَرِيبٍۢ ﴿51﴾
وَلَوْ
تَرَىٰٓ
إِذْ
فَزِعُوا۟
فَلَا
فَوْتَ
وَأُخِذُوا۟
مِن
مَّكَانٍۢ
قَرِيبٍۢ
Onları korktukları zaman bir görsen; artık kurtuluş yoktur, cehenneme yakın bir yerde yakalanmışlardır. O zaman, "Allah'a inandık" derler ama, ahiret gibi uzak bir yerden imana nasıl kolayca ulaşırlar?
Âyet 52
Cüz 22 • Sayfa 434
وَقَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِهِۦ وَأَنَّىٰ لَهُمُ ٱلتَّنَاوُشُ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍۢ ﴿52﴾
وَقَالُوٓا۟
ءَامَنَّا
بِهِۦ
وَأَنَّىٰ
لَهُمُ
ٱلتَّنَاوُشُ
مِن
مَّكَانٍۭ
بَعِيدٍۢ
Onları korktukları zaman bir görsen; artık kurtuluş yoktur, cehenneme yakın bir yerde yakalanmışlardır. O zaman, "Allah'a inandık" derler ama, ahiret gibi uzak bir yerden imana nasıl kolayca ulaşırlar?
Âyet 53
Cüz 22 • Sayfa 434
وَقَدْ كَفَرُوا۟ بِهِۦ مِن قَبْلُ ۖ وَيَقْذِفُونَ بِٱلْغَيْبِ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍۢ ﴿53﴾
وَقَدْ
كَفَرُوا۟
بِهِۦ
مِن
قَبْلُ
ۖ
وَيَقْذِفُونَ
بِٱلْغَيْبِ
مِن
مَّكَانٍۭ
بَعِيدٍۢ
Oysa onu daha önce inkar etmişler, uzak bir yer olan dünyadan görünmeyene dil uzatmışlardı.
Âyet 54
Cüz 22 • Sayfa 434
وَحِيلَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ مَا يَشْتَهُونَ كَمَا فُعِلَ بِأَشْيَاعِهِم مِّن قَبْلُ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ فِى شَكٍّۢ مُّرِيبٍۭ ﴿54﴾
وَحِيلَ
بَيْنَهُمْ
وَبَيْنَ
مَا
يَشْتَهُونَ
كَمَا
فُعِلَ
بِأَشْيَاعِهِم
مِّن
قَبْلُ
ۚ
إِنَّهُمْ
كَانُوا۟
فِى
شَكٍّۢ
مُّرِيبٍۭ
Kendileriyle, arzuladıkları şeyler arasına artık engel konur; nitekim, daha önce, kendilerine benzeyenlere de aynı şey yapılmıştı. Çünkü onlar şüphe ve endişe içindeydiler.
Sosyal Medya Kartı Oluşturucu 1000x1000 PNG